Yazan: Ümit Şimşek

Önce kâinata bakalım. Yıldızlar. Galaksiler. Nebulalar. Yıldız kümeleri. Galaksi kümeleri. Kuasarlar. Beyaz cüceler. Kırmızı devler. Nötron yıldızları. Siyah delikler. Novalar. Süpernovalar. Eksi 270 ile artı milyarlar arasında değişen sıcaklıklar. Işık hızıyla milyarlarca sene alan uzaklıklar. Uzay. Zaman.

Nedir bütün bunlar? Nereden gelir, niçin gelir, nereye giderler? Niçin bu kadar büyük kâinat? Niçin ışıl ışıl yıldızlar? Bu kadar büyük ve bu kadar güzel birşey anlamsız olabilir mi?

Ve insan:

Bin galaksi dolusu yıldızı içinde barındıran vücuduyla. Her an vücudunun herbir köşesinde sürüp giden mucizelerle. Ve maddî vücudunun da ötesinde harikulâdelikler sergileyen duygularıyla, düşünceleriyle insan. Bu kadar küçük birşey bu kadar büyük olabilir mi?

Böyle bir küçüklük içine sığan böyle bir büyüklük anlamsız olabilir mi? Yokluktan gelip hiçliğe gider mi? Yahut nereden gelir, nereye gider?

Ve burada ne arar?

Güneş Sisteminde bir toz zerresine, kâinat içinde bir hiçliğe, kâinatın ömründe bir saniyeye sığışan bir insanlık tarihi ne işe yarar?

Bir minik mavi gezegenin üzerinde gözünü açan akıllı bir yaratık, başını kaldırıp da gözlerini uzayın derinliklerinde dolaştırdığı an, bunlar gibi yüzlerce soruyla karşı karşıya bulur kendisini.

Sormadan edemez. Eğer bir sabah uyandığınızda, kendinizi hiç tanımadığınız esrarengiz bir âlemde, uzayın hiç tanımadığınız bir köşesinde, hiç âşinâ olmadığınız yaratıklar arasında buluverseniz, hiçbir şey olmamış gibi hayatınıza devam edebilir miydiniz?

Evet, gözümüzü açtığımızda kendimizi yabancı bir âlemde bulduk. Her yanı harikulâdeliklerle dolu bir rüyalar âlemi bu. Güneşin bu kadar güzel doğup battığı bir başka gezegen yok bildiğimiz kâinatta. Her saniye on binlerce ton suyun havaya kaldırılıp bir o kadarının usulca yere indirildiği, semâsında birbirinden şirin canlıların kanat çırptığı, zeminine rengârenk halılar serilmiş, tavanı yıldızlarla bezenmiş başka bir yer yok. Çağlayanlar burada, dağlar burada. Denizler, ovalar, çöller, buzullar burada. Sesler ve kokular ayrı âlemler. Etrafımız milyonlarca tür canlıyla dolu.

Böyle bir dünyaya, elimizde olmayarak geldik. Yahut getirildik. Yıllardan bir yıl, günlerden bir gün âniden gözümüzü burada açtık.

Ve bu dünyayı karşımızda bulduk.

Sonra, yine ummadığımız ve istemediğimiz bir anda, bu rüyalar ülkesini de geride bırakacağız.

Ondan sonraki gidiş nereye?

Sormaya değmez mi bütün bunlar?

Yahut bir sormakla iş biter mi?

Kaynak: www.zaferdergisi.com

Categories:

Tags:

2 Responses

  1. dünyada sadece yumurta üzerindeki havalandırma deliklekleri, oksijeni tutmaya yaran o küçük boşluk. bukadar incemi mm’lik tasarımlara bağlı milyarlarca olay, aynaya her baktığımda milyonlaca mucize burda sebebsis deyiliz ama sorhoşuz samimi almamız gerek etkilememiz lazım.

  2. Nereden geldik? Niçin geldik? Nereye gideceğiz? Bunların hepisine ana deyimleriyle cevap gelmiş. Yapmamız gereken, isteyerek Allah’ın kitabı Kur’anı Kerimi elimize alıp anlayacağımız dilde okumak. Bu soruların cevabını orada bulacağız. Ne yazık ki, anamdan-babamdan böyle duydum, toplumumuz böyle cevap veriyor diyerek Kur’an-a yönelmez, bu soruları sordurandan cevap aramazsak boşuna zaman harcamış oluruz.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *