Allah, Evren ve İnsan Üzerine

Sorgulanmamış Hayatlar…

Yazan: Emre Dorman

Amaçsızdır çoğu insan. Oysaki amaçsız yaşayamaz insan. Az çok bir takım hedefler koyar kendine yaşamı içinde. Hep bir şeylere ulaşmaya çalışır durur. Hep bir arayışta, bir şeylerin peşinde bulur kendini. Çoğu zaman sorgulamaz bile aslında hedeflerini. Elde edeceği şeylerin kendisine neler getirip ondan neler götüreceğini. Çevresel faktörlerin etkisinde kalır. Toplumca belirlenmiş olan idealleri benimser. Sorgulamaz. Öyle ya kaçımız sorgulamışızdır hayatı. Kimim ben? Neden varım? Varlığımın bir amacı var mı? Varlığımın sonsuz olmadığını biliyorum peki ya öldükten sonra bana ne olacak? Gibi pek çok soruyu sormadan insan kendine göçer gider bu hayattan. Yunanlı filozof Sokrates’in (M.Ö. 470-399) dediği gibi esasen sorgulanmamış bir hayat yaşanılmaya değer değildir. Ona göre insanlar başka insanlarında bulunduğu ve toplum değerlerinin hâkim olduğu bir dünyaya sorgulamadan dâhil olmuşlardır. Bu yüzden insanlar toplumun ideallerini ve değerlerini olduğu gibi benimserler. Neyin doğru ya da yanlış, neyin iyi-kötü ya da neyin ahlaki veya ahlak dışı olduğunu içinde bulunduğu sosyal atmosfer belirler. İnsanlar çevrelerinin beklentilerine uygun yaşamaya çalışırlar. Pek çok kişi mesleğini dahi toplum tarafından yüceltilen ya da önemsenen alternatifler arasından seçer. Yine Sokrates’e göre insanlar sadece maddi şeylerin peşinde koşarlar. Zenginlik arar, haz ya da şan şeref elde etmeye çabalar, varlıklarının bir de ruhsal boyutu olduğunu unuturlar. Kişisel hedeflerinin gerçekten değerli olup olmadığını sorgulamadan herkes gibi bedeni arzularına sürüklenirler. Bu yüzden esasen hayatları kendi ellerinde ya da kontrollerinde değildir. Seçimleri dış etkenler tarafından belirlenir. Bu durumun kişiyi mutsuzluğa götürmesi kaçınılmazdır. Oysaki insanı insan yapan şey ruhuna ve manevi doğasına özen göstermesine dayalıdır. Aksi takdirde manevi doğasına aykırı davrandığı için mutsuz ve eksik olacaktır.

Sokrates’in yaklaşımlarından da görüldüğü gibi insanların büyük çoğunluğu her dönemde benzer hevesler peşinde koşmakta, bedeni arzu ve isteklerini manevi duyguların önüne koymaktadır. Peki, asıl hedefi bu dünya hayatındaki mutluluğu elde etmek olan insanların ne kadarı gerçek manada mutlu olabilmektedirler. Ya da mutluluğu sadece maddi şeylere bağlayan insanlar bu şeylere sahip olduklarında tam anlamıyla tatmin olup sahip olduklarını yeterli görebilmişler midir? Yoksa hep daha fazlasını isteyip hedeflerini bir çıta daha yükselterek sorgulamadan yaşamaya devam mı etmişlerdir.

Güzeldir aslında ölüm. Tıpkı yaşam gibi…
Peki, sahip olduğumuza inandığımız maddi şeylere gerçekten sahip miyiz? Bizim ya da benim dediğimiz şeyler gerçekten bizim mi? Evet belki söz konusu şeyler üzerinde edinimden kaynaklı bir tasarrufumuzun olduğu söylenebilir ama nereye kadar bu aidiyet. Eli boş geldiğimiz dünyadan eli dolu giden biri var mı? Benim dediğimiz şeyleri yanında götürebilen biri? Ya da ölüme karşılık verilecek bir bedel var mı? Esasen pek çok kişi bu durumun apaçık gerçekliğinin farkındadır. Ama her şeye rağmen gözler yumulur, kulaklar tıkanır. Deyim yerindeyse devekuşu misali başlar kuma gömülür. Bu gerçek ile yüzleşmek istemez insan. Çünkü tabiatının bir yönü aykırıdır zaten dünyevi hırslara kapılmaya. Ama köreltir o yönünü. Köreltir çünkü arzularıyla çeliştiği için rahatsız eder onu bu durum. Kaçmak ister gerçekten. Unutmak. Hatırlamamak.

Oysa unutması ya da hatırlamaması bu gerçeği değiştirmeyecektir. Zamanı geldiğinde vakit ayrılık vaktidir artık. Nefesler tutulur. Ve uğrunda nelerin feda edildiği dünya hayatına veda edilerek bu kez gözler gerçek karşısında ister istemez yumulur. Güzeldir aslında ölüm. Tıpkı yaşam gibi. Ona hazır olana. Bu gerçek ile yaşamış ve bu gerçeğe göre hazırlık yapana…

9 Comments »

  1. orhan Tarafından Yapılan Yorum

    şuara 205. Görmedin mi ki, biz onları yıllarca nimetlendirsek de,

    206. Sonra, tehdit edildikleri şey kendilerine ulaşsa,

    207. O yararlandıkları nimetler onların hiçbir işine yaramaz.

    January 24th, 2011 | #

  2. m. isa Tarafından Yapılan Yorum

    allah razı olsun güzel yazılmış devamının gelmesi dileğiyle

    March 23rd, 2011 | #

  3. Bns Tarafından Yapılan Yorum

    Yazınızı gerçekten çok beğendim.. Kafamdaki düşünceleri bu az ama dolu olan yazıda ortaya çıkarmışsınız.. Bu konular üzerine eğilmeyi daha çok istiyorum.. Kitaplarınızı okuyacağım.. Bana mail olarak geri dönerseniz ve konuşursak çok sevinirim. Çünkü yolumu bulmam gerek.. Yardım ederseniz çok sevinirim.. Ellerinize sağlık.. 🙂 Burada fazla yazamıyorum ama mail üzerinden daha ayrıntılı konuşabilceğimize inanıyorum..

    May 8th, 2011 | #

  4. sevil Tarafından Yapılan Yorum

    ALLAH razı olsun yazınız çooook güzel beğendim teşekkürler………………

    June 12th, 2011 | #

  5. sema düzyol Tarafından Yapılan Yorum

    ne kadar doğru yazdıklarınız, ölümü düşünmek neden rahatsızlık veriyor,insan kendini ne de kolay kandırabiliyor,ama işte bir son mutlaka var,oysa ınsan denilen varlık kendini ne kadar da ölümsüz zannedip ,gözleri kör dolaşıyor.

    mailinizi bekliyorum,kendimizi bulup ,farkıdanlık yaratabilmek için ,

    sema 14.06.2011

    June 14th, 2011 | #

  6. burak Tarafından Yapılan Yorum

    icimi rahatlatan bir yaziydi.ders cikarilmasi gereken bir yazi Allah razi olsun..

    August 6th, 2011 | #

  7. buse Tarafından Yapılan Yorum

    yaşam ile ölümü anlatıyor.zaten çok güzel bir yazı

    October 18th, 2011 | #

  8. ali demirhan Tarafından Yapılan Yorum

    Acaba.Neden Cenabi ALLAH oku(ikra) emrini kuranin en basina koymus.Neden defalarca hic görmezmisiniz?Bakmazmisiniz?diye bizlere ikaz ediyor.Ilim ilerledikce,Kurani Kerimde mucizeler fiskiriyor.Arastirsak,okusak.Olay bitecek.Saygilarimla.

    October 30th, 2011 | #

  9. rosie Tarafından Yapılan Yorum

    Her şey kalıba yöneldi şimdi.Nerede ruh, nerede öz?Hep bir kandırmacadır gidiyor.Elde edilen geçici zevkler insanları tatminsizliğe, mutsuzluğa sürüklüyor.Hiç düşünen var mıdır ”ben gerçekten ne istiyorum”u?Gerçekten kendini bulan var mıdır şu hayatta?Bulmak için uğraşan?Bulan?Ne olduğunun farkında olan? Aslında bu soruları kendime soruyorum, hep soruyorum.Bazen bir kıvılcım oluşuyor, ama geri sönüyor.Umut…Belki bir gün…

    November 13th, 2011 | #

Leave a comment


?>