Allah, Evren ve İnsan Üzerine

Deliller ve Kalplerin Tatmin Bulması

Yazan: Emre Dorman

Gerek evrende deliller gerekse insanın sahip olduğu hisleri sonucunda ve Yaratıcı gücü inkâr etmenin zorluğu karşısında insanlar tarih boyunca şirk yoluyla Tanrı’nın otoritesini paylaşma eğilimi göstermişlerdir. Bu noktada Kur’an-ı Kerîm’de Allah’ın varlığını ispat eden ayetlerden daha fazla, Allah’ın birliğine ve eşsiz bir varlık oluşuna, ortağı olmasının söz konusu olamayacağına ve tek Yaratıcı oluşuna vurgular yapılmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de Allah’ın varlığının açık olduğunu belirtmek için Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın varlığında şüphe mi var? (İbrahim 14/10) diye buyurmakta; bununla birlikte Hz. İbrâhim’in (el-Bakara 2/260) ve Hz. İsâ’nın havarilerinin kalplerinin tatmin olması için Allah’tan delil istemeleri (el-Maide 5/111-113), insanların imanlarını sağlam temellere oturtmak için delillere duydukları ihtiyaç ifade edilmektedir. Bir taraftan bakılınca Allah’ın varlığı ispata gerek duyulmayacak kadar açık bir husustur. Başka bir açıdan bakılınca ise O’nun varlığını iyice kavramak için yarattığı şeyleri ve kâinatta oluşturmuş olduğu mükemmel düzeni dikkatli bir şekilde incelemek gerekmektedir. (Devamını Oku)

Dengeler Dünyası

Yazan: Prof. Dr. Osman Çakmak

Karanlık ve soğuk uzay boşluğu içerisinde hızla yol alan, Dünya dediğimiz sıcak ve canlı bir yuva içindeyiz. Bizim için hazırlanmış bu uzay gemisinde eksikliğini hissettiğimiz hiçbir şey yok. Burada ne aşırı soğukluk, ne de aşırı sıcaklık var. Ilıman ve hoş bir iklim hüküm sürüyor. Yüzyıllar boyunca dinamik bir denge içinde tutulmuş ortalama bir sıcaklık değeri var. Hülâsa Dünya tam bize göre hazırlanmış. Bunu daha iyi anlayabilmek için, yakın komşumuz Ay’a bir göz atmak kâfidir. Orada, gündüzleri 120 dereceye ulaşan kavurucu bir sıcaklık, geceleri ise; sıfırın altında 150 dereceye düşen dondurucu soğuk hükmeder. Ay, göktaşı yağmurları, ultraviyole ve kozmik ışınlarla delik deşik olmuş; ıssız, sessiz ve hayat belirtisi olmayan bir diyardır.

En karmaşık işler için bile, en kısa ve en uygun çözüm yollarının sunulduğu dünyamızda; en basit unsurlara büyük vazifeler yüklenmiş harika mekanizmalar geliştirilmiş. Bu tedbirler sayesinde, lâtif bir iklim, ideal hava – basınç – sıcaklık -yağış değerleri ortaya çıkmış. Dünya’nın ortalama sıcaklık değerinde kalmasına katkıda bulunan sistemlerden sadece bir kaçını kısaca ele alalım.

Güneş’ten bize ulaşan enerji miktarının tam istenen ölçüde olmasında şüphesiz Dünya ile Güneş arasındaki mesafenin gereken miktarda olmasının önemli bir katkı payı var. Güneş’e daha uzak mesafedeki Mars’ta, dondurucu soğuğu, Güneş’e daha yakın mesafedeki Venüs’te, kurşunu bile eritecek yakıcı sıcağı hatırlarsak; Dünya’nın özel statüsünü ve seçilmişliğini takdir edebiliriz. Güneş enerjisinin fazla değil, % 10 bile daha az gelmesi, yeryüzündeki ortalama sıcaklığın düşmesine, dolayısıyla yeryüzünün metrelerce kalınlıkta buzul tabakasıyla kaplanmasına yol açardı. Enerjideki az bir artış ise, bütün canlıların kavrularak ölmelerine sebebiyet verirdi. (Devamını Oku)

Başka Sevdalar Başka Rüyalar

Yazan: Emre Dorman

Varlık amacını sorgulamayan yaşıyor, görüyor, duyuyor, yiyip içiyor ve konuşuyor olmasını yeterli görerek tüm bunların ve onlarca mislinin sebebini düşünmeyen insan şu kısa dünya hayatında çok çeşitli sevdalara çok çeşitli rüyalara dalmakta ve varlık amacından sapmaktadır. Sabırsız ve kaygısız bir biçimde peşinen geleni sevmekte elde edeceği sınırlı ve geçici nimetleri sonsuz ve sınırsız olana tercih etmektedir.

Bilindik kanalların pek çoğunda her geçen gün artan açılımıyla çeşitli yarışma programlarına şahit olmaktayız. Kimisi bilgi ve genel kültüre, kimisi cesaret ve tehlikeye, kimisi ses ve dans kabiliyetine büyük çoğunluğu ise ne amaçla olduğu belirsiz sevdalara dayanmakta. Bu dünyada bulunma amacını Allah için yaşamak ve yolunda hayırlı işler üzerine yarışmak olduğunu unutan insan bedeni ile zihni ile ve hayata bakışı ile hep başka sevdalar başka duygular için yarışmaktadır. (Devamını Oku)

Allah’ı Anmak

Yazan: Emre Dorman

Kur’an-ı Kerim ayetleri çeşitli vesileler ile sürekli olarak evrenin ve tüm canlılığın yaratıcısı olan yüce Rabbimizin birliğinin, kudretinin, rahmetinin ve gücünün zikredilmesi-hatırlanması, bize vermiş olduğu imkan ve nimetler karşısında şanının yüceltilmesi, şükredilmesi ve yüceliğine yaraşır bir kul olunması üzerinde durmakta ve insanların dikkatlerini bu noktaya çekerek varlık amacının farkına varmasını sağlamaktadır. Bizi var eden her an görüp gözeten çeşitli nimetler ile rızıklandıran ve bizlere vermiş olduğu hayatın hesabını soracak olan Allah’ın hatırlanması, emir ve yasaklarına itaat edilerek birliğine teslim olunması kulluk vazifesinin temelini oluşturmaktadır. Kendisi Allah’ı görmese de Allah’ın her an onu gördüğünü bilen kul Allah’a güvenip dayanacak yaşantısını ve hareketlerini bu inanç üzerine gerçekleştirecek ve nihayetinde sonsuzluk yurdunda huzur ve mutluluğa erişecektir. İlgili konu hakkında Kur’an ayetlerinin bir kısmı şu şekildedir: (Devamını Oku)

Nasılı mı Yoksa Nedeni mi Sormalı

Yazan: Emre Dorman

Ortaçağ sonrası yüzlerce yıl boyunca ve hala günümüzde de çeşitli çevreler tarafından din ve bilim birbirinden tamamen ayrı iki unsurmuş gibi gösterilmeye ve dayatılmaya çalışılmaktadır. Oysaki aklını işleten bir insan bilimsel yasaların Yaratıcının evrene koymuş olduğu düzen ve nizamın bir neticesi olduğuna kolaylıkla hükmeder. Yani bilimsel bir gerçeklik hiçbir zaman dinin özü ile çatışma içerisinde olmaz. Aydınlanma dönemi ile birlikte Avrupa’da dinin karşısına ve sonrasında tamamıyla üzerine çıkartılmak suretiyle adeta tanrılaştırılan bilim modern dönemdeki pek çok verisi ile tüm alemi yaratan üstün bir güce işaret etmektedir.

Modern insana göre evrendeki tüm hareketin ve oluşumların açıklayıcısı bilimdir. Oysaki bilimin açıklamaları incelendiğinde olayların nasıl oluştuğu ya da ne şekilde geliştiği noktasında kalındığı bunun ötesine geçilemediği görülmektedir. Örneğin bilim adamları gözümüzün nasıl gördüğünü dış dünyadaki görüntülerin beynimize ne şekilde düştüğünü açıklamaya çalışmakta ve bu konuda bir takım veriler sunmaktadırlar. Ancak neden görme işlevini sağlayan bir organa sahip olduğumuz ve tüm bu görme olayının niçin bu kadar mükemmel olduğu noktasında getirilebilecek bilimsel bir açıklama bulunmamaktadır.

Evrende gerek fiziksel gerek biyolojik ve gerekse kimyevi hareket ve oluşumlar ile maddeye içkin bir takım özelliklerin oluşumu hakkında açıklama yapan bilim, maddenin neden bu özellikleri barındırdığı konusunda cevapsız kalmaktadır. Çünkü dinden uzak anlayışa göre bilim oluşumların nasıllığı ile uğraşır nedenliği ile değil. Oysaki din bize alemdeki tüm bu nizam ve oluşumun nasıllığını ve nedenliğini bir arada açıklamaktadır. Nasıllığı Allah’ın evrene koyduğu yasaların insanlar tarafından keşfedilmesi ile açığa çıkar nedenliği ise Allah’ın lütuf ve Rahmetinin bir yansıması olarak anlam kazanır. (Devamını Oku)

Biri Bizi Gözetliyor…

Yazan: Emre Dorman

Dünyaya gelmemizden ölümümüze kadar biri bizi gözetliyor… Bir kaç yıl önce Türkiye’ye damgasını vuran geniş halk kitleleri tarafından izlenen ve fanatikler doğuran bir program vardı. ‘Biri Bizi Gözetliyor’ ismiyle yayınlanan bu programa gösterilen büyük ilginin en önemli sebebi bir eve topladıkları insanların salonlarına yatak odalarına ve hatta banyolarına kadar yerleştirilen kameralar ve bu kameralar aracılığı ile dileyen herkesin bu evde olan biten olayları seyredebilmesiydi. Ardından bu şekilde yapılan pek çok program daha çıktı ortaya. Programın içeriğinden çok bizi ilgilendiren kısmı bu eve toplanan insanların davranışlarıdır. Tüm Türkiye tarafından izlenen ve bunun farkında olan bu insanlar yarışın başlamasıyla hem onlara oy verecek izleyenlere sevimli ve insancıl gözükmek için hem de yarışma sonunda galip gelecek kişiye vaat edilen ödüllere sahip olabilmek için kıyasıya yarıştılar ve program yapımcıları tarafından belirlenen kurallara harfiyen uymak için çaba sarf ettiler. Neden? Belki biraz şöhret belki de biraz para için… Ancak az bir zaman sonra aynı evde yaşayan birbirinden farklı bu kişiler arasındaki kavga, çekişme ve iftiralar gazete ve televizyonlarda manşetlere taşındı. Peki, az bir zaman içinde değişen neydi? Neden başlangıçta çok olgun ve duyarlı intibalar bırakan bu insanlar bir anda değişikliğe uğradılar? İşte kısa bir zaman içinde tüm eve yerleştirilmiş kameraların olduğu ve halkın canlı olarak onları izlediği gerçeği unutularak ya da zaman zaman hatırlanarak insanlar büyük oranda dış dünyadaki gerçek hallerine geri döndüler. Maskeler düştü. İşte insan gerçeği… (Devamını Oku)

Gaye ve Nizam Delili

Bu delilin değerlendirilmesinde genellikle: Şimdi, insan, kâinata, güneşe, aya, yıldızlara, yağan yağmura, biten ota, yetişen meyveye, büyüyen hayvana ve etrafta olan her şeye, geceye, gündüze, toprağa, sıcağa, soğuğa, kendisinin yemesine, içmesine, hazım cihazına, nefes alıp vermesine, yorulup dinlenmesine, öğrenmesine ve başkasına öğretmesine ve bütün bunlara, zikredilmeyen daha bir çok sayılamayacak şeye bir dikkatlice ve düşünce ile baksın, hepsinin bir düzen ve kanuna göre meydana geldiğini görür. İşte bunları bir kanuna ve düzene göre yapan, eden ve bir nizama koyan bulunmaktadır. (Hüseyin Atay, İslâm’ın İnanç Esasları) şeklinde ifadeler kullanılmaktadır. Gâye ve nizâm delili aşağıdaki önermelerden oluşan bir kıyasla ifade edilebilir : (Devamını Oku)

Kozmoloji, Kozmogoni ve Teleoloji

Alemin nasıl yaratıldığı? konusuyla kozmoloji ve kozmogoni bilimi uğraşır. Kozmogoni, âlemin kaynağını ve onu meydana getiren unsurların durumunu araştırır. Bunu yaparken de, diğer bilimlerden azamî ölçüde yararlanır. Alemin ‘neden’ ve ‘niçin’ yaratıldığı konularıyla ise gâyelilik (teleoloji disiplini) uğraşır. Bu disiplin, kâinatın yaratılış ve işleyişinde herhangi bir amaç, önceden oluşturulmuş bir plan olup olmadığını inceler. Çalışmalarında diğer ilimlerin tasvir ettikleri varlığın düzeninde ve kanunluğunda, bir gayeye uygunluk olup olmadığını araştırır. Eğer böyle bir gayeye uygunluk var ise, bir gaye koyup gerçekleştirmenin söz konusu olup olmadığını ve bu gayeyi koyup gerçekleştirenin ‘ne’ veya ‘kim’ olduğunu soruşturur.

Kaynak: Hüseyin Aydın, Yaratılış ve Gayelilik, D.İ.B. Yayınları, 3. Baskı, Ankara 1996.

Evrendeki Enerji Akışı

Evrendeki enerji akışı Dünyamızda yaşam olabilesini sağlayan hassas ayarlardan bir diğeridir. Gerek Güneşin sahip olduğu ısı ve ışık enerjisi ve gerekse bu ısı ve ışığın Dünyaya yansıyan açılarındaki hassasiyetler yaşadığımız dünyayı yaşanabilir kılmaktadır. Çoğu insan için sadece açık ve parlak bir havayı kimisine göre ise sadece sahillerde bronzlaşıp güzel görünmeyi çağrıştıran Güneş tüm canlılığın hayat damarını oluşturmaktadır. Şayet Güneşin Dünyaya olan mesafesi ve etkisi mevcut şekilde değil de biraz daha az yada çok olsaydı yaşam kaynağımız olan Güneş dünyadaki yaşamı yok edecek ve yaşamı imkansız kılacaktı.

Freeman Dyson: “Dünyadaki enerji akışı evrendeki enerji akışının içinde saklıdır. Kütle çekimi, nükleer reaksiyonlar ve radyasyon arasındaki ince denge bu enerji akışının çok hızlı olmasının engellemiştir” der. Örneğin yıldızların enerji kaynağı helyumun oluşmasında hidrojen çekirdekleri bir araya gelir. İlk önce protonların yarısı zayıf kuvvetin etkisi altında nötrona dönüşür. Daha sonra bir protonlu ve iki nötronlu iki çekirdek güçlü kuvvetin etkisiyle çok hızlı bir şekilde helyumu oluşturur. Şayet ilk aşamadaki zayıf kuvvet, yavaş bir reaksiyon olmasaydı güneş ısı ve ışık veren bir kaynak olmak yerine, bir hidrojen bombası deposu olurdu. Bu da yaşama izin vermezdi. Ayrıca güneşten gelen radyasyon da aşırı olsaydı dünya aşırı miktarda ısıya maruz kalır ve yaşam olmazdı. (Devamını Oku)

Big Bang’in Kritik Ayarı

Yazan: Emre Dorman

Patlama denildiğinde aklımıza ilk gelen ortaya çıkardığı düzensizlik, zarar ve yıkımdır. Ancak evrene şu an mevcut şeklini veren ve potansiyelinde yaratılan herşeyi barındıran evrenin tek bir noktadan başlayan macerası insanı hayrete düşürecek ve Allah’ın kudretine şahit kılacak bir mükemmelliğe ve hassasiyete sahiptir. Gerek patlamanın şiddetindeki hassasiyet gerekse patlama ile birlikte evrende başlayan ve şu an halen devam eden genişlemenin hassasiyeti olmazsa olmaz bir kritik ayarda düzenlenmiştir.

Stephen Hawking bu durumu şu şekilde açıklamaktadır: Evren, niçin çöken modellerde sonsuza dek genişleyen modelleri ayıran kritik hıza çok yakın bir hızla genişlemeye başladı, öyle ki şimdi, on milyar yıl sonra bile, hala kritik hıza yakın bir hızla genişlemekte. Big Bang’ten bir saniye sonraki genişleme hızı, yalnızca yüz bin milyarda bir oranında az olsaydı bile, evren daha bugünkü büyüklüğüne erişmeden çökmüş olurdu. (Devamını Oku)

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »