Allah, Evren ve İnsan Üzerine

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ)

allah.jpg

Yazan: Emre Dorman

Esmâ-i Hüsnâ, Allah’ın isimleri için kullanılan bir tabirdir. İsmin çoğulu olan esmâ ile “güzel, en güzel” anlamındaki Hüsna kelimelerinden oluşan esmâ-i Hüsnâ terkibi Kur’an ayetlerinde Allah’a nisbet edilen isimleri ifade etmektedir. Yüce yaratıcının duyular ile idrak edilmesi mümkün değildir. Allah’ı, Kur’an ayetlerinin bize ifade ettiği şekilde ancak evren ve insan ile olan ilişkisi bakımından tanıma imkânımız bulunmaktadır. Kur’an ayetlerinin ifadesiyle en güzel isimler Allah’ındır. Kur’an’da, Allah’a bu isimleri ile yönelmemiz O’nu bu isimleri ve sıfatları ile yüceltmemiz buyrulmaktadır.

Rahman ve Rahim Allah’ın Adıyla

En güzel isimler Allah’ındır; O’na onlarla dua edin. O’nun isimlerinde ters bir tutum izleyenleri bırakın. Yapıp ettiklerinin cezasını çekeceklerdir. A’raf Suresi Ayet 180

De ki: “İster Allah diye yakarın, ister Rahman diye yakarın. Hangisiyle yakarırsanız yakarın, en güzel isimler/Esmâül hüsna O’nundur. Namazında sesini yükseltme, kısma da. İkisi ortası bir yol tut.” İsra Suresi Ayet Ayet 110

Allah’tır O. İlah yok O’ndan başka. Esmâül hüsna, en güzel isimler O’nundur.
Tâhâ Suresi Ayet Ayet 8

Allah’tır O! Haalik, Bâri’, Musavvir’dir O! En güzel isimler/Esmâül hüsna O’nundur. Göklerde ne var, yerde ne varsa O’nu tespih eder. Azîz’dir O, Hakîm’dir.
Haşr Suresi Ayet 24

Allah tektir. Kendisinden başka ilah, eşi ve benzeri yoktur. Doğmamış ve doğurulmamıştır. Varlığı zorunlu ve kendisinden olandır. Başlangıcı ve sonu yoktur. Yaratan var eden, her an her şeye güç yetiren, yarattıklarının ihtiyaçlarını en güzel biçimde sağlayandır. Gören, işiten, lütfu ve rahmeti sınırsız olandır. Din gününün sahibidir. Koruyup gözetendir. Tüm övgülerin sahibi, cömertliği ve ikramı sonsuz, eşsiz kudrettir. Övgülerin, yakarışların, tövbelerin, duaların yöneldiği tek kudrettir… Yüce Allah’ın Kur’an ayetlerinde geçen tek kelimelik isim ve sıfatlarını şu şekilde sıralayabiliriz: (Devamını Oku)

Ateizm (Tanrıtanımazlık) Psikolojisi ve Propagandası

nedensite.jpg 

Yazan: Emre Dorman

Hz. Adem’den itibaren gönderilen dinlerin insani kabul ve inançlar ile karışmalarından dolayı tarih boyunca inançsızlık ya da yanlış inanç üzerinde olma hali var ola gelmiştir. Son dinimizin kaynağı Kur’an-ı Kerim’in insan müdahalesinden korunması ve kıyamete kadar din adına geçerli olacak tek kaynak olması sayesinde Tevhid yani Allah’ın birliği üzerine kurulan din anlayışı sapasağlam bir temele oturtulmuştur. Ancak günümüzde de eski dönemlerde olduğu gibi Allah’ın varlığına birliğine ve her an her şeye olan hâkimiyetine inanmayan ya da yanlış Allah inancına sahip kişiler bulunmaktadır. Eski dönemlerde genellikle Allah’a mahsus olan özellikler başka varlıklara da yüklenmek suretiyle şirk yoluna gidilirken son yüzyıllarda bu daha çok doğrudan Allah’ın varlığını inkâra (ateizm) dönmüştür. Oysaki özellikle son yüzyılda bilimsel alanda katedilen gelişmeler doğrultusunda ateist olabilmek için ne kadar az sebebin olduğu ciddi bir biçimde ortaya konulmaktadır. Evren ve içinde yaşan canlılar olarak bizler mükemmel bir tasarımın ürünleriyiz. En küçüğünden en büyüğüne kadar tüm oluşumlar tesadüflere meydan bırakmayacak şekilde düzenlenmiştir.

Genellikle ateistler kendi inançsızlıklarına dayanak olarak modern bilimi gösterir ve modern bilimi propaganda aracı yaparlar. Esasen işin aslı zannedildiğinden farklıdır. Yani hiçbir bilim adamı ya da bilimsel veri bu güne kadar bir yaratıcının olmadığını ya da olamayacağını ispatlayabilecek deliller sunamamıştır. Bu gerçeği kabul etmek istemeyen kişi ve çevreler felsefi tutum ve kabullerinden dolayı bu gerçeği saptırmakta ve kendi inançlarına dayanak olarak gördükleri bilimin Allah’ı yok saydığını savunmaktadırlar. Bilimsel veriler ne Allah vardır ne de yoktur der. Esasen bu, mevcut verilerden hareketle aklı başında bir kişinin varabileceği bir sonuçtur. Yani inanan kişiler -ateistlerin kendi inanç ve kabullerinden hareketle Allah yoktur sonucuna ulaşmalarının bir benzeri olarak- Allah vardır inancından hareketle bilimsel verileri yorumlayıp işte Allah vardır demez. Bizzat bilimsel veriler bizi bu sonuca yani tüm varlığın bir yaratıcısının olması gerektiği sonucuna götürür. Bu sonuçtan hareketle de günümüzde daha az ateistin olduğuna değil ateist olmak için çok daha az sebebin olduğuna tanıklık ederiz. (Devamını Oku)

Dünya Malına Duyulan Özlem ve Karun Örneği

Yazan: Emre Dorman

İmanın ve hayırlı bir kul olmanın kıymeti bilemeyen kişiler dünyevi mal ve mülke hırs yaparlar. Zenginliğe şan ve şöhrete özenirler. Zengin olan kişilere Allah’ın çok büyük lütufta bulunduğunu düşünerek sürekli olarak zenginlik ister dururlar. Oysaki insanı insan yapan sahip olduğu iman ve erdemli davranışlardır. Yoksa zengin ya da fakir olduğu değil. Bu konuda Kur’an kıssalarında geçen ve Hz. Musa’nın kavminden olan Karun oldukça güzel bir örnek teşkil etmektedir. Karun’a çok fazla dünya malı ve zenginliği verilmiştir. Oysaki o şımarıklık doymazlık ve azgınlık sergilemektedir. Karun’un sahip olduğu mala mülke imrenen ve Allah’ın ona çok büyük bir lütufta bulduğunu düşünen kişilerin Karun’un yaptığı azgınlıklardan dolayı kendisinin ve sarayının yerle bir edilmesi üzerine gerçekleri anlamaları oldukça çarpıcıdır. İlgili ayetler şu şekilde gösterilebilir: (Devamını Oku)

Dua Etmek ve Duaların Kabulü

dua.jpg

Yazan: Emre Dorman

Kur’an-ı Kerim ayetlerinde pek çok kere, Allah’a gönülden teslim olan kullar olarak dua etmek ve Allah’ın yüceliğini ifade etmek emredilmiştir. Dua mana itibariyle çağırmak, seslenmek, istemek; yardım talep etmek gibi anlamlara gelmektedir. Dua kulun Allah’a olan bir yönelişidir. Dua kul üzerinde psikolojik manada bir rahatlama, huzur ve gönül tatmini doğurur. Duada Allah ile kul arasında bir vasıta yoktur. Kul, Yaratanına halini arz eder ve niyazda bulunur. Bu yüzden kul açısından dua etmek oldukça önemli bir ibadettir.

Bizim için gerçek manada neyin hayırlı olacağını sadece Allah bilmektedir. Bizim zahiren hayır gördüğümüz ve istediğimiz bir şey aslında hayırlı olmayabilir. Bu durum pek çok insanın başına gelmiş ve gelmekte olan bir husustur. Bu yüzden Allah bazen bizim için hayırlı olmayacak bir şeyi nasip etmediği gibi hayırlı olacak olsa da kulunu sabır imtihanına tutmak için de nasip etmeyebilir. Tüm bunlardan dolayı dua etmekte ve Allah’a gönülden bağlanmakta ısrarlı ve samimi olmak gerekmektedir. Olaya dua ettim ama kabul olmadı şeklinde yaklaşmak bir mümine yakışan tavır değildir. Her şeyde hayır aramak ve tatmin olmak en doğru olanıdır. Duanın samimiyet içerisinde ve ne söylendiğinin bilinerek yapılması amacına daha uygun olacaktır. (Devamını Oku)

Kur’an’da Biz İfadesinin Kullanılmasının Sebebi

Bazı Kuran ayetlerinde neden biz ifadesinin kullanıldığı tam olarak anlaşılamadığından bu konu bir takım soruları beraberinde getirmektedir. Bu konu şu şekilde ele alınabilir. Kuran’da Allah kendisi için birinci çoğul şahıs olarak “Biz” ifadesini de, birinci tekil şahıs olarak “Ben” ifadesini de kullanır. Bu Arapçanın dil özelliğinden kaynaklanır. Arapçada ve başka bazı dillerde de azamet, yücelik ifadesi olarak bazen bir kişi kendisi için birinci çoğul şahıs olarak “Biz” ifadesini kullanır. Nitekim gerek Türkçemizde, gerek başka dillerde karşımızda tekil şahıs varken yücelik, saygı ifadesi olarak ikinci tekil şahıs olan “Sen” yerine “Siz” demekteyiz. Türkçede tekil olarak yaptıklarımız için de bazen birinci çoğul olarak “Biz” ifadesini kullanırız, fakat bu karşımızdaki tekil şahıs için çoğul olan “Siz” ifadesini kullanmamız kadar yaygın değildir. (Devamını Oku)

Big Bang (Büyük Patlama) Teorisi Doğrultusunda Yaratılış Gerçeği

Tarihin her döneminde evrenin nasıl varolduğu merak edilmiştir. İnsanlar bu sorunun cevabını kimi zaman Eski Yunan’da ve Hint düşüncesinde olduğu gibi mitolojik kökenli hikayelerde, kimi zamansa tek tanrılı dinlerde olduğu gibi teolojik açıklamalarda aramışlardır.

Big Bang teorisi açısından üç büyük dinin kendine mahsus özellikleri vardır. Musevilik bu üç büyük dinin ilki olması açısından bunların arasında Allah’ın birliğini ezeliliğini ve maddenin yaratılmış olduğunu ilk ortaya koyan dindir.

Bu teori ile ilgili bulguları ortaya koyan bilim adamlarının çok büyük bir bölümü Hıristiyan’dır. Hıristiyanlık da bu açıdan özel bir yere sahipti. Teoriyi ilk defa ortaya koyan Lemaitre hem papaz hem de astronomdu. Hubble, Gamov, Penzias, Wilson hep Hıristiyan’dılar.

İslamiyet ise kutsal kitabı Kuran’ı kerim açısından istisnai bir yere sahiptir. Kur’an hem evrenin yaratıldığını birçok ayette ortaya koymuştur, hem de Big Bang teorisini tarif edici ayetlere sahiptir.

İnkar edenler Evren ( gökler ) ve yer birbirleri ile bitişikken onları ayırdığımızı, her canlıyı sudan yarattığımızı görmüyorlar mı?Yine de onlar inanmayacaklar mı?
21 ENBİYA SURESİ AYET 30

Şu ayette ise evrenin sürekli genişlemekte olduğu açıklanmaktadır:

Ve Evren’i (Göğü) kuvvetimizle kurduk, muhakkak ki onu genişletmekteyiz.
51 ZARİYAT SURESİ AYET 47 (Devamını Oku)

Kefenin Cebi

Yazan: Emre Dorman

Halk arasında oldukça yaygın ve o kadar da anlamlı bir söz vardır “Kefenin Cebi Yok”. Evet, çoğumuz bunu bilir ve tekrar ederiz. Peki, kaçımız bunun farkında olarak yaşarız. Yani şöyle bir düşünelim geçici dünya hayatında öleceğini bilmesine rağmen hiç ölmeyecekmiş gibi hayat süren insan, kefenin cebi olmadığını bilmesine rağmen sanki beraberinde uçak dolusu bavul götürecekmiş gibi hırslanmakta doyumsuzca bencillik ve cimriliklere kapılmaktadır. Bir uçakta yolculuk ettiğimizi ve pilot tarafından uçağın her an yere çakılma riskinin olduğunu bu yüzden ağırlık adına ne varsa uçaktan atılması gerektiği anonsunu duyduğumuzu varsayalım. Herhalde işin ciddiyetini kavrayan ve malına en azından kendi hayatından daha fazla kıymet vermeyen herkesin bavullarının toptan aşağıya atılmasına bavullarını bırakın hayatının kurtulması uğruna sahip olduğu tüm malın ve mülkün ihtiyaç sahiplerine dağıtılmasına razı geleceği kaçınılmaz bir gerçekliktir. Peki, sizce yaşantımızın bu manzaradan ne farkı var. Yani acaba oturduğumuz yerde havada uçarkenkinden daha mı az ölüm ile karşı karşıyayız. (Devamını Oku)

DNA’nın Dili

Yazan: Bülent Tatlıcan

2001 yılı şubat ayında insan Genom Projesinin sonuçları bir basın toplantısıyla dünyaya duyruldu. Bu toplantıda bir konuşma yapan dönemin ABD başkanı Bill Clinton “Tanrı’ın yaşamı yarattığı dili öğreniyoruz” diyerek başladığı sözlerini Tanrı’ın en kutsal armağanının ne kadar harika, güzel ve karmaşık olduğunu daha yakından anlıyoruz” diyerek tamamlamıştı.

DNA’nın yapısı tüm bilim adamlarını hayrete düşürmüştü. Fakat bu yapının ötesinde insanları hayrete asıl nokta Clinton’un dediği gibi canlılığa ait bir dilin var olması oldu. Şimdi insan bedeninin yapı taşılarından başlayarak canlılığın dilini anlamaya çalışalım. Hücreler temelde proteinlerden oluşmaktadır. Proteinler ise aminoasid denilen moleküllerin belli şekillerde bir araya gelmelerinden oluşurlar.. Doğada bulunan 200 farklı aminoasidin içinden sadece 20 tanesi proteinlerde bulunmaktadır. İnsanlar varlığını sürdürebilmesi içinde bu aminoasidlerden oluşan proteinlerin hücrelerde sürekli üretilmesi gerekmektedir. Eğer bunlar üretilmezse ne hücreler kendilerini çoğaltabilir ne de varlıklarını sürdürebilir.

Hücrelerin çekirdeklerinde bulunan DNA’larda bu proteinlerin ne şekilde üretileceklerini gösteren bilgilerin saklandığı birer bilgi bankasıdır. DNA molekülü, etrafında döner bir merdiven gibi kıvrılmış iki iplikçikten oluşur. Özel olarak paketlenmiş olan bu DNA açılsaydı yaklaşık 2 metre uzunluğa ulaşabilirdi. DNA’yı oluşturan Bu merdivenin trabzanları şeker ve fosfat moleküllerinden meydana gelmiş olup, nitrojenli bazlardan oluşan basamaklarla birbirlerine bağlanırlar. (Devamını Oku)

İlk Bilgi

Yazan: Bülent Tatlıcan

Bir şeyin beyaz olduğunu nasıl anlarız? Limonun ekşi tadını nasıl hissederiz? Gülün güzel kokusunu neye göre tanımlarsınız?
Bu tarz dış dünya ile ilgili tüm tanımlamalarımızı sağlayan duyu organlarımızdır. Örneğin bulutların beyaz olduğunu gözlerimiz vasıtasıyla görürü ve tanırız. Ya da karın soğuk olduğunu ona dokunarak hissederiz. Fakat bizim algılarımız sadece duyu organlarında bitmez. Aslına duyu organları bizim dış dünyayı tanımlamamız için gerekli fakat yeterli değildir. Bunu bir örnekle inceleyerek anlamaya çalışalım.

Bir buluta baktığımızda onun beyaz olduğunu görürüz. Bu görme işleminin ilk başladığı yer bizim gözlerimizdir. Görme işlemi gözde başlar ama burada bitmez. Bulutlan bize ulaşan ışık fotonları bulutun rengi ile ilgili bilgiyi bize taşıyan birer bilgi paketçiği gibidir. Gözdeki değişik tabakalardan geçen bu ışık fotonları bazı fiziksel işlemlere maruz kaldıktan sonra en son gözün arka kısmında bulunan retina tabakasına gelir. Bu tabakada özellikle ışığa karşı duyarlı olan hücreler vardır. Bu hücreler gelen ışık fotonun niteliğine göre tepki gösterir ve biyokimyasal bir işlem başlar. Işık fotonlarının etkisiyle hücreler bir elektrik impulsu üretirler. Bu noktadan sonra artık ışık fotonunun ve gözün işi bitmiştir. Bundan sonra görmenin oluşabilmesi için başka işlemlerden geçilmesi gerekir. Bu yönüyle bakıldığında göz sadece bir dönüştürücü konumundadır. Göz kendisine gelen fotonları özelliğine göre değişik şekillerde ışık fotonlarına dönüştürür. Örneğin farklı renkler veya farklı parlaklıklara göre farklı uyarılar oluşur. Oysa görmenin gerçekleşmesi için daha birçok işlemin yapılması gerekir. Sinirler vasıtasıyla beyne iletilen bu elektrik impulsu beynin görme merkezine gelir ve burada işlemden geçirilerek yorumlanır sonuçta bizler bulutun beyaz olduğunu görürüz. (Devamını Oku)

Kur’an Ayetleriyle Kur’an’ı Tanımak

Yazan: Emre Dorman

Allah’ın en büyük mucizelerinden biri, insan müdahalesinden korunmuş, tutarlı, derin ve eşsiz bir hazine, insanlığa kılavuz, rahmet ve en büyük hediye olarak gönderilmiş bir nurdur Kur’an-ı Kerim. Varlığa, ölüme ve ölüm sonrasına anlam kazandırır. Neden var olduğumuzu ve varlığımızı nasıl sürdürmemiz gerektiğini öğretir. Hak ile batılı, iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini, birbirinden ayırır, doğruya ve hayra iletir. Hatırlatıcıdır, uyarıcıdır, ibretliktir. Okunmak için anlaşılmak için ayetleri üzerine derin derin düşünmek için gönderilmiştir. Yaratanı tanıtır, âlemi tanıtır, geçmiş nesilleri tanıtır. Anne rahmindeki oluşumlardan uzayın derinliklerine kadar eşsiz açıklamalar içerir. Kur’an’ı anlatmak için ne yazılsa az gelir ve hiçbir yazı Kur’an ayetleri kadar güzel ifade edemez Kur’an’ı. İlgili ayetlerin bir kısmı şu şekilde gösterilebilir:

– İşte sana o Kitap! Kuşku, çelişme, tutarsızlık yok onda. Bir kılavuzdur o, korunup sakınanlar için. Bakara Suresi Ayet 2

• Eğer kulumuza indirdiğimizden kuşku içindeyseniz, hadi onun benzerinden bir sure getirin. Allah dışındaki destekçilerinizi/tanıklarınızı da çağırın. Eğer doğru sözlü kişilerseniz… Eğer yapamazsanız -ki asla yapamayacaksınız- korkun o ateşten ki yakıtı insanlarla taşlardır. Küfre sapanlar için hazırlanmıştır o. Bakara Suresi Ayet 23-24

• De ki: “Yemin olsun, eğer insanlar ve cinler şu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere bir araya toplansalar, birbirlerine destek de olsalar, onun bir benzerini yine de ortaya getiremezler.” Yemin olsun, biz bu Kur’an’da, insanlar için her örnekten nicelerini sıraladık. Ama insanların çoğu inkârdan başka bir şeyde diretmediler. İsra Suresi Ayet 88-89

• Kendisinde şüphe olmayan bu Kitap’ı âlemlerin Rabbi indirmiştir. Secde Suresi Ayet 2

• Onlar, o Hatırlatıcı kendilerine geldiğinde inkâr ettiler. Hâlbuki o, eşsiz yücelikte bir Kitap’tır. Bâtıl ona, ne önünden gelebilir ne de arkasından. Hakîm ve Hamîd Allah’tan bir indirmedir o. Fussilet Suresi Ayet 41-42

• Bu, insanlara bir açıklama, korunup sakınanlara da bir öğüt ve kılavuzdur. Ali İmran Suresi Ayet 138.

• Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, gönüller derdine bir şifa, inananlara bir kılavuz ve bir rahmet geldi. Yunus Suresi Ayet 57 (Devamını Oku)

« Previous PageNext Page »
?>