Yazan: Emre Dorman

Ortaçağ sonrası yüzlerce yıl boyunca ve hala günümüzde de çeşitli çevreler tarafından din ve bilim birbirinden tamamen ayrı iki unsurmuş gibi gösterilmeye ve dayatılmaya çalışılmaktadır. Oysaki aklını işleten bir insan bilimsel yasaların Yaratıcının evrene koymuş olduğu düzen ve nizamın bir neticesi olduğuna kolaylıkla hükmeder. Yani bilimsel bir gerçeklik hiçbir zaman dinin özü ile çatışma içerisinde olmaz. Aydınlanma dönemi ile birlikte Avrupa’da dinin karşısına ve sonrasında tamamıyla üzerine çıkartılmak suretiyle adeta tanrılaştırılan bilim modern dönemdeki pek çok verisi ile tüm alemi yaratan üstün bir güce işaret etmektedir.

Modern insana göre evrendeki tüm hareketin ve oluşumların açıklayıcısı bilimdir. Oysaki bilimin açıklamaları incelendiğinde olayların nasıl oluştuğu ya da ne şekilde geliştiği noktasında kalındığı bunun ötesine geçilemediği görülmektedir. Örneğin bilim adamları gözümüzün nasıl gördüğünü dış dünyadaki görüntülerin beynimize ne şekilde düştüğünü açıklamaya çalışmakta ve bu konuda bir takım veriler sunmaktadırlar. Ancak neden görme işlevini sağlayan bir organa sahip olduğumuz ve tüm bu görme olayının niçin bu kadar mükemmel olduğu noktasında getirilebilecek bilimsel bir açıklama bulunmamaktadır.

Evrende gerek fiziksel gerek biyolojik ve gerekse kimyevi hareket ve oluşumlar ile maddeye içkin bir takım özelliklerin oluşumu hakkında açıklama yapan bilim, maddenin neden bu özellikleri barındırdığı konusunda cevapsız kalmaktadır. Çünkü dinden uzak anlayışa göre bilim oluşumların nasıllığı ile uğraşır nedenliği ile değil. Oysaki din bize alemdeki tüm bu nizam ve oluşumun nasıllığını ve nedenliğini bir arada açıklamaktadır. Nasıllığı Allah’ın evrene koyduğu yasaların insanlar tarafından keşfedilmesi ile açığa çıkar nedenliği ise Allah’ın lütuf ve Rahmetinin bir yansıması olarak anlam kazanır.

Hayatımızın içindeki eşya ve maddeleri düşünelim. Saymak ile bitmeyecek çokluktaki tüm bu maddelerin nasıl meydana geldiği ile ilgili olarak bir takım bilgilere sahibizdir. Örneğin denizde akıp giden gemileri düşünelim. Bunun nasıl gerçekleştiği ile ilgili bilimsel açıklamalar yapılabilir. Ancak neden dolayı suyun kaldırma kuvveti olduğu ile ilgili bir açıklamayı çoğu insan hayatı boyunca düşünmeden yaşar.

Hayvanlardaki muazzam yaşam ve özellikler de böyledir. Sadece birkaç hafta yaşayabilen bir arının adeta bir sanat eseri gibi ortaya çıkardığı peteği ve ürettiği balın nedenliği ile ilgili bilimsel bir açıklama getirilemez. Hayvanlardaki tüm özellikleri içgüdü gibi kavramlara ile açıklamaya çalışmak ve bunların kendiliğinden oluştuğunu iddia etmek tüm bu mükemmelliği görmeye engel olmaktadır.

Toprağa konulan bir tohum hava, su ve güneş ile kaynaşıp birbirinden lezzetli ve güzel kokulu pek çok nimeti fışkırtır bağrından. Tohumun sahip olduğu bu özelliğin sebebi nedir neden güneş hayat kaynağıdır besinlerin oluşumunda toprak neden tüm bu kimyevi maddeleri barındırır içinde tüm bunlara bu özellikleri veren nedir.

İnsan evrendeki oluşumları değerlendirirken bunlar üzerine yapılan bilimsel açıklamalar ile yetinir ve bunun ile tatmin olursa içinde bulunduğu gaflet uykusundan uyanamaz. Tasarımın arkasındaki tasarımcıyı fark edemez. Tüm bu mükemmelliği ve estetiği maddeye bağlama cehaletine kapılır.

Sizin için gökten su indiren O’dur; içilecek su ondandır. Hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler de onunla oluşur. Allah, o suyla size ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve her türlü meyveyi bitirir. Elbette bunda, düşünen bir topluluk için deliller vardır. O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin emrinize verdi; yıldızlar da O’nun emriyle hizmetinize hazır kılınmıştır. Şüphesiz bunlarda, aklını kullanabilen bir topluluk için deliller vardır. Yeryüzünde sizin için çeşitli renk ve biçimlerde şeyleri de üretip-türetti (hizmetinize tahsis etti). Şüphesiz bunda, öğüt alıp düşünen bir toplum için pek çok deliller vardır. Denizi sizin emrinize veren O’dur, ondan taze et yemekte ve takınacağınız süs eşyalarını ondan çıkarmaktasınız. Gemilerin orada suları yara yara akıp gittiğini görürsün. (Bütün bunlar) O’nun lütûflarından nasip aramanız ve şükretmeniz içindir. Sizi sarsmaması için yeryüzünde sarsılmaz dağlar yarattı, yolunuzu bulmanız için ırmaklar, yollar ve nice işaretler yarattı; insanlar yıldızlarla da yollarını bulabilirler. Şu halde Yaratan, yaratamayan gibi olur mu? Artık düşünmez misiniz? Eğer Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışacak olursanız, onları bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (en-Nahl 16/10-18)

Categories:

Tags:

3 Responses

  1. eğer nedeninin ipinin ucunu bir yaratıcıya bağlamazsanız dünyada sağlıklı bir hayat geçireceğinize inanmıyorum açıkcası.nasılının cevabını ise zaten allahu teala kelamıyla açık açık belirtiyor herşeyi…ALLAHU TEALANIN DÜNYAYI ONUN YÜZÜ SUYU HÜRMETİNE YARATMIŞ OLDUĞU PEYGAMBER EFENDİMİZE SALAT VE SELAM OLSUN…Allah tüm müminlerin yar ve yardımcısı olsun…

  2. BENCE İKİSİDE İNSAN İÇİN CEVAPLANMASI VEYA CEVAPLARININ ARANMASI GEREKLİ OLAN İKİ SORUDUR. BUNU GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN ALLAH’IN İKİ DEĞERLİ LÜTFU BİZE YETERLİ DİYE DÜŞÜNÜYORUM. BAHŞETTİĞİ AKIL VE İNDİRDİĞİ KELAMIDIR.

  3. ALLAHIM SAYENDE BUNLARI ÖĞRENDİMHARİKKKAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *