Allah, Evren ve İnsan Üzerine

Tüketti Bizi, Tüketim Zihniyeti…

Yazan: Emre Dorman

Mutlu olabilmek için daha fazla şey tüketmeliyim. Daha fazla tüketebilmek için daha çok şeye sahip olmalıyım. Hep daha fazla. Her dönemde aynı aslında insan. Ama özellikle ne yazık ki modern çağ ile birlikte sanayinin gelişmesi ile üretimin artması ve kapitalist kaygılarla bu ürünleri pazarlama yarışı insanların sürekli olarak tüketme hastalığına yakalanmasına neden oldu. Üretimin artışıyla birlikte ihtiyaçlar da arttı. Ya da bu ürünlere gerçekten ihtiyaç duyduğumuz gibi temelsiz gerekçelerle insanlık olarak kandırıldık. Hayatımıza her giren yeni şey sanki o güne kadar varmış ve biz onsuz yapamıyormuşuz gibi vazgeçilmezlerimizden oluverdi bir anda. Kısa bir zaman önce lüks olarak algılanan pek çok şey gün geçtikçe zaruri bir gereksinime dönüştü zihnimizde. Olmasa da olurlarımız daha çoktu eskiden. Şimdilerde azaldılar. Biz tükettikçe daha fazla ürettiler. İletişim araçları vasıtasıyla hayatımızın her alanına soktukları reklamla ve sloganları üzerimize kazıdılar adeta. Kimi araştırmalara göre bir yılda reklam için dünyada ayrılan payın 500 Milyar USD olduğu bilmekte. Süslü ambalajlar yaptılar. Gözlerimizi boyadılar. Uzun kuyruklar oluşturduk bazen. Ya bir market önünde ya da bir elektronik mağazasının indirim gününde. İtip kaktık birbirimizi ilk alışverişi yapabilmek için. Doldurduk alışveriş arabamızı gerekli gereksiz her şeyle. Bu fırsat ele geçmeyebilirdi zira. Doldurduk dünyamızı madde ile. Bir yandan içimizi boşalttığımız gerçeğini göz ardı edercesine. (Devamını Oku)

Sorgulanmamış Hayatlar…

Yazan: Emre Dorman

Amaçsızdır çoğu insan. Oysaki amaçsız yaşayamaz insan. Az çok bir takım hedefler koyar kendine yaşamı içinde. Hep bir şeylere ulaşmaya çalışır durur. Hep bir arayışta, bir şeylerin peşinde bulur kendini. Çoğu zaman sorgulamaz bile aslında hedeflerini. Elde edeceği şeylerin kendisine neler getirip ondan neler götüreceğini. Çevresel faktörlerin etkisinde kalır. Toplumca belirlenmiş olan idealleri benimser. Sorgulamaz. Öyle ya kaçımız sorgulamışızdır hayatı. Kimim ben? Neden varım? Varlığımın bir amacı var mı? Varlığımın sonsuz olmadığını biliyorum peki ya öldükten sonra bana ne olacak? Gibi pek çok soruyu sormadan insan kendine göçer gider bu hayattan. Yunanlı filozof Sokrates’in (M.Ö. 470-399) dediği gibi esasen sorgulanmamış bir hayat yaşanılmaya değer değildir. Ona göre insanlar başka insanlarında bulunduğu ve toplum değerlerinin hâkim olduğu bir dünyaya sorgulamadan dâhil olmuşlardır. Bu yüzden insanlar toplumun ideallerini ve değerlerini olduğu gibi benimserler. Neyin doğru ya da yanlış, neyin iyi-kötü ya da neyin ahlaki veya ahlak dışı olduğunu içinde bulunduğu sosyal atmosfer belirler. İnsanlar çevrelerinin beklentilerine uygun yaşamaya çalışırlar. Pek çok kişi mesleğini dahi toplum tarafından yüceltilen ya da önemsenen alternatifler arasından seçer. Yine Sokrates’e göre insanlar sadece maddi şeylerin peşinde koşarlar. Zenginlik arar, haz ya da şan şeref elde etmeye çabalar, varlıklarının bir de ruhsal boyutu olduğunu unuturlar. Kişisel hedeflerinin gerçekten değerli olup olmadığını sorgulamadan herkes gibi bedeni arzularına sürüklenirler. Bu yüzden esasen hayatları kendi ellerinde ya da kontrollerinde değildir. Seçimleri dış etkenler tarafından belirlenir. Bu durumun kişiyi mutsuzluğa götürmesi kaçınılmazdır. Oysaki insanı insan yapan şey ruhuna ve manevi doğasına özen göstermesine dayalıdır. Aksi takdirde manevi doğasına aykırı davrandığı için mutsuz ve eksik olacaktır. (Devamını Oku)

Kur’an’da Çelişki Yoktur/Kitap Tanıtım

Kuran'da Çelişki Yoktur

Yazar : Bülent Tatlıcan

Mekki Yayıncılık, İstanbul 2010.
www.kurandaceliskiyoktur.com

Arka Kapak Yazısından:

İndirilişinden günümüze 14 yüzyıldan fazla zaman geçmesine rağmen, Kuran mesajından ve çarpıcılığından hiçbir şey kaybetmeden, insanları etkilemeye devam ediyor. Milyarlarca insan, Kuran’ın mesajı doğrultusunda hayatlarını şekillendiriyor, iyiye, doğruya yöneliyorlar. Bu kitapta Kuran’a yapılan eleştirilerin, özellikle de Kuran ayetleri arasındaki çelişki iddialarının cevaplarını bulacaksınız.

Allah’ın Varlığı ve Hayatın Anlamı

Yazan: Emre Dorman

Evren olarak isimlendirdiğimiz bu müthiş âlemde, -Din Bilim başlığı altında hazırladığımız pek çok yazıdan da görebileceğiniz gibi- saymakla bitmeyecek derecede mükemmel oluşumlara tanıklık etmekteyiz. Gerek kendi varlığımız gerekse evrendeki tüm canlı varlıklar adeta haykırıcasına kendilerini yaratan yüce Allah’ın birer nişanesi gibi varlık alanında boy göstermektedirler.

Tüm bu söylenenler ve bilimsel delil olarak ileri sürülenler bize bu dünyadaki yaşamımızın, evrendeki mükemmel oluşumlar ile kritik ayarlarda düzenlenmiş bir planın sonucu olarak ortaya çıktığını ve son bulacağı güne kadar da söz konusu bu mükemmel sistemin onu var eden tarafından devam ettirileceğini göstermektedir. Ancak tüm bunların ötesinde Allah’ın varlığı inancının anlam kazanmasını; dolayısıyla dünya hayatındaki yaşamımızın da anlam kazanmasını beraberinde getirmektedir. Dünya hayatındaki yaşamımız, varlığımızın amacı, evrendeki fiziksel kanunlar, yeryüzündeki iyiliğin ve kötülüğün varlığı, ölüm sonrası akıbetimiz gibi pek çok konu ancak Allah’ın varlığı ile anlam kazanmakta, yaşam üzerine düşünme ve onu sorgulama açısından da rasyonel ve sağlam bir temel oluşturmaktadır. Allah’ın varlığına duyulan ihtiyaç, üzerine düşündüğümüz ancak çoğu zaman anlamakta güçlük çektiğimiz boşlukların doldurulması için değil, aksine bu boşlukların Allah’tan bağımsız bir şekilde evreni ve varlığı anlamaya ve anlamlandırmaya çalışmaktan kaynaklandığını açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Aksi türlü bir durumda ise evren resmi her zaman eksik ve kusurlu kalmaya mahkûmdur.

Şüphesiz tüm bu apaçık bilimsel ve mantıksal delile rağmen söz konusu bu delillerin insanların bir kısmı için hiçbir şey ifade etmeyeceği ve bu kişilerin psikolojik ve felsefi bir takım tutumları sebebiyle Allah’ın varlığını inkâr etmekte ısrar edecekleri bir gerçektir. Ancak bu gibi bir durum için ispat ve deliller açısından yapılabilecek bir şey bulunmamaktadır. Hatta bu durum bazı araştırmacılar açısından öyle boyutlardadır ki örneğin Montreal Üniversitesi psikiyatri bölümü eski öğretim üyesi Prof. Dr. Karl Stern’e (1906-1975) göre bunca bilimsel veriye rağmen zihinsel açıdan sağlıklı birinin evrenin tesadüfen oluştuğunu iddia etmesi mümkün değildir. Karl Stern’e göre: (Devamını Oku)

“Yanılmışım Tanrı Varmış”

Antony Flew

Yazan: Bülent Tatlıcan
www.kurandaceliskiyoktur.com

Ünlü İngiliz felsefeci Antony Flew’un 2004 yılında Tanrı inancı konusundaki düşüncelerini değiştirdiğiyle ilgili haberler basında yer almıştı.

Antony Flew’u çağdaşı olan bir çok ateist düşünürden ayıran temel özelliği, yenilikçi ateist teoriler geliştirmesi ve bunları yazdığı makalelerle entelektüel dünya ile paylaşmasıydı. Örneği “ Teoloji ve Yanlışlama” başlıklı makalesi yıllarca tartışıldı. 1950 yılında Flew tarafında yayınlanan bu makale, son yüzyılın en çok basılan felsefi metni oldu.

Zaman içinde Flew, bilimsel gelişmelerin ışığı altında görüşlerini değiştirdi. Daha önceden teorisini geliştirdiği ateist düşünceyi terk etti ve bir yaratıcının varlığını kabul ettiğini açıkladı.

Bu açıklaması doğal olarak düşün dünyasında çok etkili oldu. Böyle bir kişinin nasıl olup da düşüncelerini, değişitirdiği merak edildi, bağnaz ateist çevrelerce hakarete varan ifadelerle itham edildi.
Flew inançsızlıktan inanca yaptığı bu yolcuğu anlatan bir kitap kaleme aldı. İşte “ Yanılmışım Tanrı Varmış” başlığı bu kitaba ait.

Antony Flew Düşüncelerini Nasıl Değiştirdi? (Devamını Oku)

İnsanlığın Önderleri Peygamberleri Örnek Almak

Yazan: Emre Dorman

İbrahim ve onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır.

(60 Mümtehine 4)

İsa, kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek yaptığımız bir kuldu.

(43 Zuhruf 59)

Yemin olsun, Allah resulünde sizin için, Allah’ı ve âhiret gününü arzu edenlerle Allah’ı çok ananlara güzel bir örnek vardır.

(33 Ahzab 21)

İnsanlık tarihi incelendiğinde insanların mutlaka başlarında kendilerine yönetici olarak seçtikleri, ya da zâten içinde bulundukları sistemin bir sonucu olarak bir liderlerinin olduğu, o toplumlarla özdeşleşmiş tarihsel isimlerin bulunduğu görülmektedir. Bu liderlere duyulan saygı ve zaman zaman da korku sebebiyle onlara itaat esas olmakta ve sözü tartışmasız bir emir olarak algılanmaktadır. İşte peygamberlerin gönderilmelerinin en büyük faydalarından biri de, onların sahip oldukları liderlik ve fedakârlık özellikleridir. Onlar içinde bulundukları toplumlarda kulluk ve ibadetinde titiz, üstün ahlâk timsâli, cömert, hayır ve barışsever kişiler olarak örnek bir model oluşturmakta, insanlara iyiliği emredip onları kötülüklerden alıkoymaktadırlar.

Onları, bizim buyruğumuzla yol alan önderler yaptık. Onlara iyilikler yapmayı, namaz kılmayı, zekât vermeyi vahyettik. Onlar, yalnız bize kulluk ediyorlardı. (Enbiyâ Sûresi 21/73.)

İnsanlık tarihine yön veren ve isimleri ölümsüz olmuş kişilerin en önde gelenlerinin her zaman için peygamberler olduğunun söylenmesi yanlış olmayacaktır. Günümüzde dünya nüfusu dikkate alındığında üç büyük dinin ve bu dinler ile özdeşleşmiş peygamberlerin ne kadar çok inananı ve takipçisi olduğunun görmezden gelinmesi mümkün değildir. İlâhî kaynaklı dinleri takip eden insanların tamamına yakınının Allah inancı başta olmak üzere O’nu her şeyden önemli ve yüce bir varlık olarak görerek hayatının merkezine koymasından, zekât, sadaka gibi yardımlara kadar pek çok konudaki inanç ve uygulamaları dikkate alındığında tüm bunları din sayesinde gerçekleştirdikleri görülmektedir. Bu sonuçtan hareketle dinin insan hayatındaki gerekliliği bir kez daha açığa çıkmaktadır. Kendilerine peygamber gönderilen kavimlerin bu nimetten nasiplenememiş kavimlere nazaran ne kadar üstün seviyede, ahlâkî ve medenî bir temele dayandıklarına da dikkat etmek gerekir.

Allah; Âdem’i, Nûh’u, İbrâhim Âilesi’ni, İmrân Âilesi’ni seçerek âlemlere üstün kılımıştır. (Âl-i İmrân Sûresi 3/33.) (Devamını Oku)

Gençken Yapılacak 100 Şey

Yazan: Emre Dorman

Gençlerin heyecandan dizlerini titretecek, kaçırılmayacak bir kampanyanın reklamı yapılıyor her yerde… “Gençken Yapılacak 100 Şey”. Ne kadar çılgınlık varsa durmayın yapın… Haydi durmayın… Marjinal olun… Kabınıza sığmayın… Zirâ siz gençsiniz; çıldırın… Hayatı doyasıya yaşayın… Zevk alın… Gezin, tozun… Gaza gelin… Ayaklarınız yere basmasın uçun… Ha! Bu arada yaptığınız tüm bu çılgınlıkları tescilleyerek videosunu çekin, yayımlayalım… En çılgın olanınız… Büyük ödülü kazansın…

Bu arada varlığınızın ve hayatın amacını sorgulamayın… Sosyal projelerde yer almayın… Sorumluluk duymayın… Nasıl olsa birileri sizin yerinize düşünür… Siz gençsiniz çılgınlıklar yapmaya bakıp, gününüzü gün edin…

Gençlere yönelik alternatif bir kampanya da bizden…

1. Nasıl yaratıldığını ve seni kimin yarattığını bir düşün.
2. Varlığının ve hayatın amacını sorgula.
3. Dünya hayatının kısalığını anla.
4. Ölüm gerçeği ile yüzleş.
5. Ölümün yaşının olmadığını bil. Gençliğine güvenme.
6. Ölüm sonrasında ne olacağını düşün.
7. Sana verilen sınırlı ömrü nasıl kullanacağın ile ilgili seçimini yap.
8. Dinini öğren.
9. Dinî ve insanî sorumluluklarının bilincinde ol.
10. İbadetlerinde gönülden ve titiz ol.
11. Allah’ı çok an.
12. Dua et.
13. Sadece kendin için değil tüm insanlar için de dua et.
14. Tövbe et.
15. Hatalarından pişmanlık duy.
16. Ahlaklı ve faziletli ol.
17. Aklını işlet.
18. İhlâslı ol.
19. Güvenilir ol. (Devamını Oku)

Öğüt Vermek ve Hatırlatmak

Yazan: Emre Dorman

Hayra ve barışa yönelik işler yapmak, insanlara doğru ve güzeli göstererek tavsiyelerde bulunmak, güzel sözle öğüt vererek hatırlatmak, Kur’an-ı Kerim ayetlerini öğrenmek, peygamberimizin ve tüm peygamberlerin güzel ahlaklarından ve üstün davranışlarından feyiz alarak insanlara örnek olmak her müminin üzerine düşen önemli bir vazifedir. En başta nefislerimizi terbiye etmeli, dosdoğru olmalı ve insanlara da doğruyu göstermeye çalışmalıyız. Bunu yaparken çeşitli zorluk ve sıkıntılarla, çevresel baskı ve memnuniyetsizliklerle karşı karşıya kalabiliriz. Ancak yılmadan, heyecanımızı yitirmeden var gücümüzle hayırlı işlerde yarışırcasına didinip uğraşmalıyız. İnsanların pek çoğu kendilerini rahatsız edecek ve dünya hayatındaki başıboş yaşantılarını sorgulatacak öğüt ve tavsiyeler karşısında tepki gösterip ters davranabilir. Hatta uyarılarınızdan dolayı sizi azarlayıp kırabilir de. Sabırlı olmak, kararlı olmak güzel düşünüp güzel davranarak anlayışlı olmak bu kişiler üzerinde önemli katkılar sağlayacaktır. Şayet etrafımızdaki insanları gerçekten sevip sayıyorsak onlara birtakım gerçekleri hatırlatmaktan ve gerektiğinde onları uyarmaktan çekinmemeliyiz. Zira çok sevdiğimiz bir kişi ahiretini yitiriyor dünya sermayesini boş amaçlar uğruna tüketiyor olabilir. Bu insanlara olan gerçek sevgimiz onların bu dünyasından çok ahireti için endişe ettiğimiz zaman ortaya çıkacaktır. Onları kırıp incitmeden samimi ve gönülden uyarılarla doğruya sevk etmeye çalışmalıyız. Hz. Musa’ya Firavun’a giderken dahi yumuşak ve tatlı söz söylemesi buyrulduğunu hatırlayıp dini emir ve gerçekleri anlatıp tavsiye ederken çok titiz ve hassas olmamız gerektiğini unutmamalıyız. Hayatımız boyunca uğraşıp tek bir kişiyi dahi dine ve hayırlı işlere yöneltemeyebiliriz. Ancak şunu bilmemiz gerekmektedir ki bize düşen hayra ve barışa yönelik ameller sergileyip örnek olmak ve çevremize tavsiyelerde bulunmaktır. Biz ne kadar isteyip uğraşsak da hidayeti verecek olan Allah’tır. Bu yüzden biz kendi üzerimize düşen vazifeleri yapıp hayırlısı için Allah’a dua etmeliyiz.

İnsanlara tavsiyelerde bulunup öğüt vermekten çekinmeyelim. Olabilir ki yüce Allah’ın tek bir ayeti bile bir insanın üzerinde derin tesirler bırakabilir. Hemen olmasa da hayatının ilerleyen yıllarında bazı gerçekleri görmesini kolaylaştırabilir.

Hatırlat/öğüt ver; çünkü hatırlatıp öğüt vermek müminlere yarar sağlar. Zariyat Suresi Ayet 55.

İnsanlara iyiyi ve güzeli emredip de öz benliklerinizi unutuyor musunuz? Üstelik de Kitap’ı okuyup durmaktasınız. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız? Bakara Suresi Ayet 44. (Devamını Oku)

Zekât ve Sadaka Nedir? Kimlere Verilir?

Yazan: Emre Dorman

Zekât ‘temizlenme’ ‘çoğalıp artma’, sadaka ise ‘doğrulamak’ gibi manalara gelmektedir. Yine ayetlerde geçen infak kelimesi ise ‘harcama yapmak, sahip olunan mallardan vermek’ manalarına gelir. Kul yüce Allah’ın ona bahşetmiş olduğu nimetlerden ihtiyaç sahiplerini faydalandırarak hem arınır hem de Allah’ın emrini doğrulamış olur. Kur’an-ı Kerim’de zekâtın ne ölçüde verileceği ile ilgili bir oran belirlenmemiştir. Ancak Bakara Suresi 219. ayette geçen afv kelimesi “bağışladıklarınızı” manasına gelmektedir ve malının ne kadarını bağışlanacağı kişiye bırakılmış bir durumdur. Belirlenmiş bir oran olmaması dileyenin dilediği kadar zekât ve sadaka verebileceği sonucunu doğuracağı için aslında az dahi olsa yapılan zekât ve sadaka harcamaları emrin yerine gelmesini sağlayacaktır. Ancak işin bir de öteki ve en can alıcı boyutu vardır ki o da belirlenmemiş zekât oranı kişiyi, Allah’ın emrini gereğince yerine getirebilmek için ne kadar malını bağışlayabileceği, malının ne kadarından vazgeçebileceği imtihanı ile karşı karşıya getirmektedir. Zekâtın verilmesi emrin yerine gelmesi açısından kolay, altına girilecek fedakârlığın ve cömertliğin oranı açısından ise imtihan kılınan bir durumdur.

Şayet insanlar sahip oldukları imkânları etraflarındaki ihtiyaç sahipleri ile paylaşsalar emin olun hiç ihtiyaç sahibi kalmayacaktır. Ancak ne yazık ki pek çok toplumda olduğu gibi imkânlar ve zenginlikler belirli kesimlerin elinde dönüp dolaşan bir faydalanma halindedir. Allah’ın dilediğini zengin dilediğini ise fakir kılması imtihanı dairesinde gerçekleşen olaylardır. Hem bu dünya hem de ahiret açısından hangisinin daha şanslı olduğu ise beklenenin aksine tespit edilebilecek bir durum değildir. Bir düşünün bu dünyada çok zengin bir insansınız ve dilediğinizi alabiliyor dilediğinizden yüz çevirebiliyorsunuz ancak nefsinizin doymaz tutkularından başka bir şeyi gözetmeden bu dünyadaki yaşamınız son buldu. Ahirette ise bu nimet ve imkânlardan sorguya çekilmektesiniz. Şayet dünya hayatındaki malınızın ve imkânlarınızın hesabını ahirette veremezseniz haliniz ne olacak hiç düşündünüz mü? Önemsiz görülen bir fakir ise dünya hayatındaki fakirlik imtihanını başarı ile vermiş ve ahirette ödüllendirilmiş ise sizce tekrardan dünyaya dönüp yaşama imkânınız olsa hangi hayatı tercih ederdiniz? Hakkı verilmeyen zenginlik mi? Yoksa hakkıyla yerine getirilen fakirlik mi? Örnek almak isteyene tüm malını ve servetini Allah yoluna aktaran ve bu uğurda var gücüyle çalışan pek çok inanan örneği mevcuttur. Aksi pek çok örneğin mevcut olduğu gibi. Zekât ve sadaka vermek için zengin olmayı beklemekte doğru değildir. Bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcama yapılmasını emreden ayetler göz önünde bulundurulduğunda az da olsa çok da olsa kişi imkânları ölçüsünde hayırlı işler için harcamalar yapmalı ve malını arındırmalıdır. Zekât ve sadakaları verirken gösterişten uzak durmak mümkün mertebe gizlice vermek ve yapılan iyilikleri insanların başlarına kakmamak gerekir. Kur’an-ı Kerim ayetleri gerek zekât ve sadakalara teşvik edişi gerekse bunların kimlere verileceği hususunda şu şekilde açıklamalar yapmaktadır: (Devamını Oku)

Bir Adet Okunmamış Mesajınız Var! Lütfen Okuyunuz!

Yazan: Emre Dorman

İnsan genellikle sahip olduğu herhangi bir nimet ya da özellikten yoksun kaldığı zaman bu nimet ve özelliğin kıymetini anlayıp kavrar. Sahip olduğu zamanlarda bunların şükrünü gereğince yerine getiremez, bunlardan yoksun olanları çoğu zaman düşünemez. İçinde bulunduğumuz Ramazan ayı, Kur’an-ı Kerim ayetlerinin indirilmeye başlandığı ve belirlenen vakitler içinde oruç ibadeti ile mükellef kılındığımız mübarek bir aydır. Bu ayda insanların dini ve manevi duyguları kabarıp taşar. Yapılan ibadetler neticesinde kendileri için bir takım faydalara şahit olurlar. Yine bu ayda belki başka hiçbir ayda olmadığı kadar açlık ve susuzluk imtihanı ile fakirlerin haline şahit olunur. Oruç vesilesi ile kendini, helal olan bir takım nimetlerden uzak tutan insan hem sahip olduğu nimetlerin kıymetini anlar hem de bu nimetlerden yoksun olan insanların halini. Bu sebeple Ramazan ayını oruçla ve ibadetlerle geçirmek, nefsi doyumsuz olan insan için çok iyi bir fırsattır.

Sahip olduğumuz nimetler ancak ihtiyaç sahipleri ile paylaştığımızda bu nimetlerin hakkını vermiş oluruz. Aksi takdirde tüm nimet ve imkânlarımız ahirette ayağımıza dolanan ağırlıklar olacaktır. Şayet fakir ve ihtiyaç sahibi biri olsaydık insanların bize yardım eli uzatmalarını bekler yapılan en ufak bir iyilik karşısında sevinç ve mutluluk duyardır. İşte şimdi ihtiyaç sahiplerinden size bir mesaj var. Sahur ve iftar sofralarına bir parça ekmek biraz peynir bir kâse çorba olmak elimizde. Yediğimiz ve sahip olduğumuz her nimette ihtiyaç sahiplerinin de hakkı olduğunu unutmayalım. Tutulan orucu, amacından saptırırcasına hiç eksiksiz donatılan sofralar ve arta kalan onca yemeğin hesabını vermek kolay olmasa gerek. İftar çadırlarında 4 TL maliyetle karınları doyurulan insanlarda, 10 kişinin yiyeceği yemeği 1 kişinin yediği kişi başı 40-50 TL lik sofralardaki insanlar gibi etten kemikten insan. Sadaka ve zekât yoluyla ihtiyaç sahibi insanları koruyup gözetmek üzerimize yazılmış bir farzdır. Bu yüzden bir an önce gerçekten ihtiyaç içinde olan insanları bulup onlara imkânlar doğrultusunda yardım eli uzatmamız gerekmektedir. Tanıdık tanımadık herkesi de bu konuda bilgilendirip, teşvik etmeliyiz. Zira bu, ihmal edilecek bir konu değildir. Bir düşünelim ihmal edilmeyi istermiydik acaba? (Devamını Oku)

« Previous PageNext Page »
?>