evrimteorisi.jpg

Yazan: Doç. Dr. Caner Taslaman

Evrim Teorisi’nin, kendisinin dışındaki yaklaşımlardan daha doğru olup olmadığını anlamak için, onu, diğer görüşlerden ayırt eden unsurların neler olduğunu doğru tespit etmek gerekmektedir. Evrim Teorisi’nde, kendiliğinden türeyen basit bir canlıdan diğer bütün canlıların, bir canlı formundan diğerine değişim yoluyla oluştuğu savunulmaktadır. Burada altı çizilmesi gerekli nokta, Evrim Teorisi’nin, istisnasız bütün türlerin, başka bir türden oluştuğunu iddia etmesidir. Türlerin tamamen sabit olup hiç değişmedikleri fikri özellikle Linnaeus ve takipçileri tarafından savunulmuştur. Oysa Linnaeus, bu fikri ortaya koyduktan sonra melezleşme ile de yeni türlerin oluştuğunu savundu ki, bu görüşü, türlerin baştaki sabitliklerini koruduklarına dair görüşünden farklıdır. Melezleştirme ile yeni türlerin oluşabileceğini Mendel de, Darwin’in Evrim Teorisi’ne karşı bir alternatif olarak savundu.Buffon, Linnaeus’un düşündüğünden daha az sayıda kökensel türün başta yaratıldığını, diğer türlerin bu türlerden değişim yoluyla oluştuklarını söyledi. Evrim Teorisi’ne karşıt fikirleri savunan biyolojinin bu en ünlü isimlerinin görüşlerine karşı, bu teorinin doğruluğunu göstermek için türlerin sabit olmadığını, türlerde bazı değişiklikler bulunduğunu göstermek yetmeyecektir. Fakat bir türden diğerine değişim olurken, kanadı olmayan bir sürüngenin kanadının çıkıp da yeni bir tür oluştuğu veya memeli olmayan bir canlının memeli başka bir türe dönüştüğü gösterilebilirse, Evrim Teorisi’nin diğer görüşlere göre daha üstün olduğu ispatlanabilir. Görüldüğü gibi bir türün içinde farklılıklar olması, hatta birbirine çok yakın iki türün ortak bir atadan veya atalardan melezleşme veya değişim yoluyla oluştuğunun savunulması; Evrim Teorisi’ni savunanları diğer görüşleri savunanlardan ayırt eden özellik değildir. Canlılar dünyasında küçük değişimlerin (mikro-mutasyonların) gözlenmesinin Evrim Teorisi’nin delili olduğu söylenemez; ancak bir türden diğer türe geçişi sağlayacak büyük değişimlerin (makro-mutasyonların) oluştuğu; bunun ister bir anda, ister küçük değişimlerin birikmesiyle mümkün olduğu gösterilebilirse, Evrim Teorisi’ni diğer görüşlerden ayırt eden iddialarının delilinin bulunduğu söylenebilir.

Evrim Teorisi’ni savunanların ayırt edici iddialarını iyi tespit edemezsek, onun bilimsel kriterlere ne kadar uyduğunu da iyi tespit edemeyiz; çünkü, bu teoriyi ispat ettiği söylenen delillerin doğru değerlendirmesini yapmamız mümkün olmaz. Örneğin, birçok biyoloji kitabında Darwin’in ispinozları (Darwin’s finches) olarak da isimlendirilen ispinoz kuşları ile ilgili olarak ileri sürülen görüşleri ele alalım. Darwin, Beagle seyahatinde bu kuşları gözlemlemiştir. İspinoz kuşlarının, farklı alt-türlere ayrıldığı, birbirlerinden değişik gaga biçimleriyle değişik gıda kaynaklarından yararlandıkları gösterilmiştir. Farklı gıda kaynaklarına değişik gagalarıyla uyan türler, doğal seleksiyon ile canlıların çevreye uyumunun bir delili olarak sunulmuşlardır. Evrim Teorisi’nin delili olarak ileri sürülen bu delil aslında bu teorinin ayırt edici bir delili değildir. Bu delil, ancak Linnaeus’un ilk başlardaki türlerin sabitliğinin hiç değişmediği fikrine karşı bir kanıt olarak sunulabilir. Buffon’un kökensel türlerden değişim ile ve Mendel’in melezleşme yoluyla türlerin oluştuğu fikrine karşı bu delil hiçbir şey ifade etmez. Nitekim melezleşme yoluyla yeni ispinoz türlerinin oluştuğu gösterilmiştir.

Darwin’in hayvan yetiştiricileri ile ilgili gözlemleri Evrim Teorisi’nin ayırt edici bir delilini sunmaz. Çünkü hayvan yetiştiricileri, daha çok süt veren bir ineğin veya daha iri bir koyunun nasıl yetiştirildiğini gösterebilmelerine karşın yeni bir hayvan türünün oluşumunu gerçekleştirememişlerdir. Aynı şekilde, yeni Darwincilerin üzerinde en çok deney gerçekleştirdikleri sirke sineği (Drosophila) ile ilgili deneylerde de yeni bir cins elde edilememiştir.

Yeni bir cinsin oluşumuna dair bir gözlemin olmadığını, Evrim Teorisi’nin en önemli teorisyenleri de kabul ederler. Yeni bir cinsin oluşumu uzun tarihsel bir süreci gerektirdiği için, bunun gözlemlenmesinin mümkün olmadığını söylerler. Teori adına dile getirilen bu savunma, yeni türlerin veya türlerin altında birleştiği cinslerin (genus) oluşumunun gözlemlenememesinin teoriyi yalanlamak için yeterli sebep olmadığının dile getirilmesinden öteye geçemez. Oysa, Evrim Teorisi’nin, Mendel veya Buffon gibi biyologların ileri sürdüğü alternatiflerden daha tutarlı olduğunun iddia edilebilmesi için muhakkak farklı yeni türlerin ve cinslerin, diğer türlerin değişmesi sonucu oluşabildiğine dair delile ihtiyaç vardır. Çünkü Evrim Teorisi’ni, kendisinin dışındaki canlıların orijinine yönelik biyolojik yaklaşımlardan ayırt eden nokta burasıdır. Evrim Teorisi’nin bilimsel kriterlere uyan bir teori olması için, onun yanlışlanamayacağını söylemek yetmez, önemli olan bu teorinin ayırt edici iddialarını doğrulayan olguları göstermektir. ‘Andromeda galaksisinde zürafalar yaşamaktadır’ diye bir önerme kurarsak bu önermeyi de kimse yanlışlayamaz, oysa bu önermenin bilimsel kriterlerle desteklenmesi için yanlışlanamaz olması yetmez, bu önermeyi destekleyecek delillere ihtiyacımız vardır. Bu yüzden, Ernst Mayr’ın, Evrim Teorisi’ni savunmak için, evrimin uzun bir süreçte gerçekleştiği için gözlenemeyeceğini söylemesi, bu teorinin olgusal destekten yoksun olduğunun bir itirafı olarak anlaşılmalıdır.

Charles Darwin, tümüyle Baconcı ilkelere bağlı bir şekilde çalışmalarını gerçekleştirdiğini söylemektedir. Baconcı ilkelere göre bilimsel metod tümevarıma dayanmalıdır; tikel bir veya birkaç olgudan tümevarmakta acele edilmemelidir. Tikel olguların bir araya getirilmesi ile aşamalı bir şekilde tümevarıma ulaşılmalıdır. Darwin’in açıklamaları, epistemolojisinde ve bilimsel metodolojisinde olgusallığı ve tümevarımı benimsediğini göstermektedir, Baconcı ilkeleri takip ettiğini söyleyerek de bu seçimini göstermiştir. Oysa yeni bir cinsin oluştuğuna dair tek bir gözlem bile mevcut olmaması, Darwinci yaklaşımı zora sokmaktadır. Halbuki Baconcı metodun doğru uygulaması için birçok farklı türün ve cinsin evrim ile oluştuğu gözlendikten sonra, bu gözlemlerden hareketle bütün türlerin evrimleştikleri söylenebilir. Tür içi varyasyonların veya birbirlerine yakın türlerin ortak atadan oluştukları ve birbirine değiştikleri, Evrim Teorisi’ni kabul etmeyen birçok düşünürün de benimsediği olgular olduğunu gördük. Birçok teist, Kutsal Metinler açısından da bu fikre sıcak bakabilir. Üç teist dinde de, bütün insan ırklarının beyazı, siyahı, pigmesi, kızılderilisi ile tek bir çiftten (Adem ile Havva) yaratıldığı görüşü hakimdir. Kuran’da, Nuh’tan sonraki insanların bedenen daha gelişmiş olduğu geçmektedir; bu da insan türünün ilk çiftten sonra sınırlı da olsa bir değişim geçirdiği fikrine dinlerin yabancı olmadığının ayrı bir göstergesidir.

Evrim Teorisi’nin, türlerin özel yaratılışına veya kökensel türlerden (cinslerden) diğer türlerin yaratıldığı fikrine karşı olgusal destek sağlaması için mutlaka bir cinsten diğerine dönüşümü gösterebilmesi gerekir. Olguculuğa dayanan bir epistemoloji bu tip bir sürecin gözlemlenmesini, Baconcı ilkeler ise gözlenen süreçlerin çeşitliliğini ve tümevarım metodunun naif bir şekilde uygulanmamasını gerektirir. Oysa Ernst Mayr gibi en ünlü evrimcilerin belirttiği gibi bu sürecin gözlemlenmesi mümkün değilse, olgusalcı ve tümevarımcı bir bilimsel metod ve epistemoloji açısından Evrim Teorisi’nin gerekli desteği olmadığı söylenebilir. Evrim Teorisi’ni doğrulayan (verification) olgular mevcut değildir, bu yüzden hiçbir tikel doğrulaması olmayan bu teorinin, birçok tikel önermeden tümevarıma ulaşmayı tavsiye eden Baconcı metodoloji açısından bilimsel olması mümkün değildir.

Darwin, teorisini doğrulayacak olguları gözlemleyip tümevarıma ulaşamadığı için, bunun yerine tür içindeki değişimlerle, türden türe değişimler arasında analoji kurmuştur. Örneğin hayvan yetiştiricilerini gözlerken, yetiştiricilerin damızlıkları seçme suretiyle çiftleşmeleri sağlamalarıyla, türün daha verimli hayvanlarının elde edilebileceğini tespit etti. Darwin’in teorisini ortaya koyarken çok önem verdiği bu gözleminde iki analoji vardır. Birinci analoji, hayvan yetiştiricileri (yapay seleksiyon) ile doğa (doğal seleksiyon) arasında kurulmuştur. İkinci analoji ise, bir türün içindeki ıslah faaliyeti sonucu oluşan değişim ile bir cinsten diğer cinse değişim arasında kurulmuştur. Analojinin bilimsel metod açısından kabul edilebilir bir akıl yürütme olduğunu ve Darwin’in birinci analojisinin doğru olduğunu kabul etsek bile, ikinci analoji yine de sorunludur. Darwin, analojik yaklaşımıyla şu şekildeki bir çıkarıma inanmamızı istemektedir:

1. Türlerin içinde bazı değişiklikleri gözlemliyoruz.

2. Demek ki bir cinsten diğer cinse geçiş de mevcuttur.

Bu iki önermeden gözlenen, yani olgulara dayanan önerme birinci önermedir. Oysa, Darwin’in iddia ettiği gibi teorisinin Baconcı ilkelere dayanması için ikinci önermede ifade ettiği olguların gözlenmesi gerekirdi. Evrim Teorisi’ne karşı çıkanların bile kabul ettiği birinci maddede ifade edilen değişim, rakip teorilerce de savunulduğu için, Evrim Teorisi’ni destekleyen olguların bulunduğunu göstermez. İspinoz kuşlarının gagasının değişimi veya ineklerin daha çok süt vermesinin sağlanmasındaki değişim ile analoji kurularak, kuşların kanatlarının oluşumu veya memelilerin sütle yavrularını beslemelerinin evrimle oluşumu savunulamaz. Varolan organların farklılaşması ile canlının yepyeni organlar veya özellikler kazanması arasında çok büyük fark vardır. Günden güne değişen hava durumu yüksek ve alçak basınç alanlarıyla açıklanabilir. Ancak mevsimler arasındaki hava durumu farkını, günlük hava değişimlerine neden olan faktörler ile analoji kurarak açıklamaya kalkarsak hata yaparız. Mevsimlik hava değişimleri için astronomik olaylar gibi diğer faktörlerin ele alınması gerekmektedir. Türlerin yeni organlar kazanmaları gibi değişiklikler yapı değişikliğiyken, bir organın büyüklüğünde (ispinoz kuşları) veya renginde (pulkanatlı güveler) veya verimliliğindeki (hayvan yetiştiricilerinin yetiştirdiği ineklerde) değişiklikler dereceli değişikliklerdir. Bu yüzden Darwin’in derece açısından farklı değişikliklerle yapı açısından farklı değişiklikleri açıklaması bilimsel açıdan meşru bir analoji olamaz.

Jeremy Rifkin, Evrim Teorisi’nin bilimsel metodoloji açısından sorunlu olduğunu şu şekilde ifade etmektedir: Asgariden söylemek gerekirse, önümüzde utanılacak, şaşılacak bir durum vardır. Bir düşünce ki, bilimsel olduğunu söylüyor, ama bilimsel ölçüme elverişli olamıyor. Gözlemlenemiyor, yeniden türetilemiyor, ölçülemiyor. Ama savunucuları, hayatın başlangıcı ve gelişimi konusunda onun yüce ve çürütülemez bir gerçek olarak görülmesini istiyorlar!… O halde, bilimsel gözleme dayanmayan bu evrim görüşü kişisel bir inanç meselesi olmalıdır. Teori hakkında söylenebilecek en iyi şey, onun, hayatın nasıl geliştiğine dair bir çok insanın paylaştığı, ne kanıtlanabilen ne de yanlışlanabilen bir inancı temsil ettiğidir.

Epistemolojik tavır olarak olguları ve tümevarımı bilimsel bilginin kaynakları diye kabul eden bir yaklaşımı savunanlar, Evrim Teorisi’nin bilimsel kriterleri karşılamadığını kabul etmek zorundadırlar. Birçok ünlü felsefeci, gözlemsel verilere dayandırılmadan Evrim Teorisi’nin savunulmasındaki soruna dikkat çekmişlerdir. Bunlardan biri olan Wittgenstein şöyle demektedir: Örnek olarak Darwin teorisi hakkında yapılan yaygarayı ele alalım. Teoriyi destekleyen ve tabii ki diyen çevreler vardır, bir de tabii ki hayır diyen çevreler vardır. Hangi mantıkla tabii ki denilebilir? Tek hücreli organizmaların zamanla daha karmaşık organizmalara dönüştükleri ve memeli hayvanlardan insanlara kadar geliştikleri düşüncesi savunuluyor. Peki bu süreci gözlemleyen biri var mı ? Hayır. Peki bu süreci şu anda kimse gözlemliyor mu? Hayır. Yapılan gözlemler bir damla suyun kızgın bir taşa damlatılması gibi. Buna rağmen binlerce kitapta bu teorinin akla en yatkın çözüm olduğu yazmaktadır. İnsanlar çok zayıf kanıtlara rağmen bu teorinin doğruluğundan emin. Peki. ‘Bilmiyorum, bu ilginç bir hipotez ama daha fazla güçlendirilmesi gerekir’ gibi bir tutum savunulamaz mıydı? Bu, nasıl herhangi bir şeye ikna olunabileceğini gösteriyor. Sonunda cevapsız kalan sorular unutuluyor ve kişiler bunun mutlaka böyle olduğuna kanaat getiriyorlar.

Kaynak: http://www.canertaslaman.com/kitap/

Categories:

Tags:

11 Responses

  1. Metnin sonunda Wittgenstein’dan alinti yapmissiniz. Acaba bunun kaynagini verebilir misiniz?

  2. selamlar siteniz çok güzel sayın arkadaşım fakat bu evrim teorisi dediğiniz konu yıllar önceden nasa tarafından çürütülmüştür ve günümüzde hala bu konuya inananlar var bilim ve mantık ikisi bir arada olmalı ortaya br teori atarken bilim ve mantık olmalı eğer mantık yoksa bilim dışına çıkarsınız insan beyni okadar ince dirki olmayacak hayalleri düşünür ve hayal üretir bir tür hayal makinasıdır ortaya her türlü tez atabilirsiniz fakat bu iş bilime dayandığı zaman ise gerçekler ap açık ortaya çıkar ve hayal kırıklığı içerisine düşersiniz evrim teorisi hakkında küçük örnekler vereceğim örneğin darvin ne demişti insanlar maymundan geldi demişti evet bakalım maymundanmı gelmişler şöyle bir düşünün insanlar maymundan gelmiş olsalardı ve hala maymundan geliyor olacaklardı peki maymundan geldilerse kim kurutmuş bu maymundan gelmeyide insanlar annelerinden doğuyorlar demekki bu teori deyil bir hayal ürünüdür ortaya hemen çıkıyor gerçekler şimdi gelelim diğer bir teoriye bazı bilim adamlarının ortaya attığı insanların biomikroskopik canlılardan oluştuğu konuya evet yine aynı konu karşımızda eğer insanlar biomikroskopik canlılardan meydana gelseydi günümüzde insanlar biomikroskopik canlılardan gelmekte olacaklardı bu tezlere bilim adamalarının hiçmi kafası çalışmıyor ben bunu anlamıyorum bazı bilim adamlarıda evrenin kendi kendine oluştuğu tezini savunur dururlar evren ve paralel evrenlerde hiç bir madde kendi kendine oluşamaz bunuda bilmeleri gerekiyor her maddenin bir yapıcısı vardır eğer evren ve dünya kendi kendine oluşsaydı herşey hazır olurdu dedim ya her maddenin bir yapıcı ustası vardır örneğin dünyada bir bardak nasıl eydana geliyor bunu doğamı yapıyor yoksa bunu yapan insanmı evet işte gerçekler evren büyük bir patlama sonucunda oluştu fakat bu patlama çeşitli gazların bir araya toplanması ile oluştu ve büyük patlama gerçekleşti bing bang olayı ve evren oluştu oluşurken bu patlamalardan meydana gelen yine çeşitli gazlar tekrar patladı tekrar tekrar patlamalarla katı duruma geçti katı durumdan nükleer patlamalar ve atom oluştu bu gördüğün galaksiler her biri büyük atomlardır galaksilerin güneşi atomun çekirdeği ve gezegenler ise proton uydular ise nötron dur evrende gözle gözükmeyen atomlarda mevcuttur işte bakınız tüm evren atomlardan meydana gelmiştir bunun içine insan canlı ve cansız varlıklarda atomdan meydana gelmişlerdir
    böyle evrim teorisi saçmalıkları insanların ve bilimin kafasını yüz yıldır kurcalamıştır bilimi bu kadar oyalamanın ne anlamı var ortaya bir tez at insanlar uğraşsın dursunlar daha önceleride insanlar bir çok tezler atmışlar fakat gün geçtikçe gerçek ortaya çıkmış adamlar dünyanın bir tepsi gibi olduğu düşüncesini bin yıllardır savunmuş durmuşlardır o yüzden ozamanlar bilim ilerleyememiştir bilim konusunda okadar çok anlatacak konu varki anlatmakla bitmez evet sizinde bahsettiğiniz gibi dünyamızda birbirine benzeyen oakadar çok şey varki darvin ve darvin gibi düşünen lerin hepsine soruyorum bunların hangisi hangisinden türemiştirörneğin portakalla mandalin birbirine benzer portakalmı mandalinin atası yoksa mandalinmi portakalın atası bir kaç benzer örnekler verelim at ve eşekte birbirine benzer karpuz kavuna benzer salatalık acura benzer sayın arkadaşlar bunlar bilim deyil saçmalık bilim de araştırırsan kur anı keimdede bahseder insanlar topraktan yaratıldı işte isbatı toprağı inceleyin insan dokusuna tutar ve işte asıl araştırılması gereken konu bu
    darvin denilen adam ortaya bir teori atıyor herkez buna inanıyor ortada bir dayanakları yok arkiolojik kazılarda buldukları bulgularla yola çıkıyorlar ve bu tezi hala sürdürüyorlar dünyamızın yaşı dört buçuk milyardır arkiolojik kazılarsa en fazla 100.000 yılı bulur yüzbinyıllık bir araştırma buna yetmez ancak dünyamızda hayat belirtilerinin başladığı zamanı bulmamız gerekir ve buda mümkün değildir demir bile çürüyor oysaki insan milyon yılda çürümeyecek mantık dışı bulgularla yola çıkıyorlar fosüllerini bile bulamazlar dünya kurulduktan bir milyon yıl sonra dünyamızda hayat normları başlamıştır ilk insan edemdir fakat ademin ne mezarı nede onun buradaki yerini bulmayı kimse başaramaz buna delil olarak allah bize kur anı indirmiş işte delilallah kusursuz bir tasarımla evreni ve canlıları yaratmış ve evrende başka canlılarıda yaratmış o yüzdendirki bu evrenin iyice araştırılması ve başka galaksilerdeki yaşamları bilmemiz gerekir çünki onlar bizi biliyorlar saygılarımla…..

  3. ben adem ve havvadan geldim hiçbir zaman maymundan deldiğime inanmıyorum benim atalarım maymun deil

  4. hem zaten maymun alsa aslım bu gün niye bu başkalaşım yaşanmıyor

  5. Ben maymundan gel dihimize inanmıyorum maymun bizim atamız olamaz.Peki maymun atamıssa şimti neden evrim geçirmiyoruz hiçkimse bunu ıspatlayamaz BİZ(ADEM BABAMIZDAN HAVVA ANAMIZDAN )GELDİK KİMSE DEHİŞTİREMEZ

  6. darwin’in evrim teorisi kesinlikle yalan ve uydurmadır.darwin bir maymunun ayağı ile insanın gövdesini birleştirip kimyasal elementler ilede aynı rengi tutturup göstermiştir alman profesörler isteyince o modeli vermeyip gizlemiştir daha sonra alman profesörler bu modeli gizlice alıp araştırmalar sonucu yalan ve yanlış olduğunu anlayıp darwin’in teorisini çözmüşlerdir.ben 13 yaşında olduğum halde şu anda böyle bir teoriye inanmayıp bu teoriyi açıklıyorsam acaba bu teoriye inananlar ne yapmalı.

  7. bence çok saçma bizim aslımız bir maymun olamaz biz adem ve havvadan geliyoruz

  8. hayır katien katılmıyorum ben buna çün ki madem biz maymundan gelio ruz diğer maymunlar neden evrim teorisi gecirmiyor cok sacma bizi yüca ALLAH toprak tan yarattı ve yasemin arkadasımın dediği gibi havva ve adem den gelio rz

  9. biz tabi ki de Hz. Havva ve Hz. Adem’den geliyoruz biz toprak tan doğduk ve üredik fakat maymunlar sadece bizim görünüşümüze benziyor çünkü bir sondakine bakın birde ondan bir öncekilerine bakın çok hemde çok farklı çünkü öyle bir şey yoktur. biz topraktan doğduk!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *