dunya-uzay.jpg

Dünyanın hayata uygunluğu pek çok sayıda etkene dayanır. Bunların arasında yerçekimi, elektromanyetizim, güçlü ve zayıf nükleer kuvvetler gibi dört temel kuvvetin göreceli gücü, evrenin genişlemesinin hızı, süpernovanın frekansı ve mesafesi ile bazı atomların nükleer enerji seviyeleri sayılabilir. Şayet bunlar, tam olarak bugün oldukları değerde olmasaydılar, karbon bazlı hayat kesinlikle varolamazdı. Big Bang ile yaşamın oluşabilmesi için gerekli olan hayati ve kritik ayarlar, evrenin yapısını belirleyen ölçüleri ortaya çıkarmıştır. Bu ölçülerin, tam olması gereken miktarda olmaları Big Bang’in oluşumunun ardındaki mükemmel ve bilinçli bir tasarıma işaret etmektedir. Örneğin neden Merkür, Venüs, Mars ya da başka bir gezegen yerine dünyamızda yaşadığımızı düşünelim. Dünya üzerindeki ısı farkı, hayat için tam uyumludur. Ancak Merkür ve Venüs çok sıcak, Mars ise çok soğuktur. Merkür’ün atmosferi yoktur. Diğer taraftan Venüs’ün atmosferi güneş ışınlarının geçmesine izin vermeyecek ölçüde kalındır. Mars’ın atmosferi ise öyle incedir ki yeteri kadar oksijen ve su bulundurmaz. Dünyanın atmosferi bizim gözümüzün hassas olduğu ışık tayfına (spekturum) şeffaftır. Antropik düşünceye göre atmosfer, insan ve hayvanların belli mesafede görebilmeleri için hassas bir dengeye oturtulmuştur. Tabii ki hayat, koşulları buna müsait olduğundan Dünya üzerinde gelişmiştir. Gelişen hayat, bu koşullara uygun olan bir hayat idi.

Dört temel gücün (yerçekimi – elektromanyetik güç – kuvvetli ve zayıf nükleer güçler) varlığı için ortada mantıklı bir açıklama yoktur. Ancak evrenin bizim için yaşanabilir kılınıp düzen ve istikrarla donatılması bu güçler sayesindedir. Ünlü fizikçi Freeman Dyson’ın söylediği gibi: Doğa bize ümit edebilme hakkına sahip olduğumuzdan çok daha kibar davranmıştır. Yakın zaman içinde evren hakkındaki bu ve buna benzer parametreler daha kesin olarak analiz edilip tanımlanmıştır. Bunlardan bir kısmına şu şekilde değinebiliriz:

Çekim kuvveti; Doğadaki tüm cisimler, en büyüğünden en küçüğüne kadar çekim kuvvetinin etkisindedir. Güneş, çevresindeki gezegenleri; gezegenler, etraflarında dönen uyduları bu kuvvet ile tutmaktadır. Galaktik ölçekte yer alan yıldızlar, güneşler, kuyruklu yıldızlar, meteorlar birbirlerine bu kuvvet ile bağlanmaktadırlar. Makrokozmostan mikrokozmosa kadar; uzay ölçeğinden, tanecik ve zerrelere kadar her kütleli cisim birbirlerini çekim kuvveti ile çeker. Çekim kuvvetinin varlığını günlük yaşamımızın her anında kendi vücudumuzda ve çevremizde hissedebiliriz. Bizi dünyaya bağlayan bir kuvvettir. Vücudumuzun tüm organları, sindirim ve dolaşım sisteminin işlemesi, yiyeceklerin boğazımızdan geçmesi, hep bu kuvvetin etkisindedir. Tüm canlıların vücut yapısı; şekli ve simetriği yine çekim kuvvetine göre düzenlemiştir. Yani tek bir cümle ile söylemek gerekirse içinde bulunduğumuz sonsuz büyüklükteki evren kendini yine kendi çekim kuvveti ile tutmaktadır.

Örneğin yerçekimi kuvveti, evrendeki hangi çeşit yıldızların olabileceğini belirlemektedir. Şayet yerçekimsel kuvvet, biraz daha güçlü olsaydı, yıldızlar daha çok oluşurdu ve bütün yıldızlar güneşten en az 1.4 kat daha ağır olurlardı. Bu büyüklükteki yıldızlar, demirden daha ağır elementleri tek başlarına ürettikleri ve berilyumdan daha ağır elementleri yıldızlar arası ortama yaydıklarından büyük önem taşımaktadırlar. Bunlar gibi elementler, gezegenlerin oluşmasının yanında her formdaki yaşayan canlılar için gerekli elementlerdir. Ancak bu büyüklükteki yıldızlar, kendilerini çevreleyen gezegenlerdeki yaşamı destekleyen ortamların muhafazasını imkânsız kılacak kadar çok hızlı ve düzensiz bir biçimde yanmaktadırlar. Bu sebepten güneş gibi küçük yıldızlar, yaşam için gerekli olan olmazsa olmaz tarzındaki koşullardan biridir. Öte yandan yerçekimsel kuvvet biraz daha zayıf olsaydı, bütün yıldızlar güneşin 0.8 katından daha düşük ağırlığa sahip olacaklardı. Bunun sonucunda da bu yıldızlar, daha uzun ve düzenli yanarak yaşamı mümkün kılacaklardı, ancak bu kez gezegenlerin oluşması için gerekli ağır elementler oluşamayacağından; içinde yaşam olanağı veren gezegenler oluşamayacak ve sonuçta yaşam olmayacaktı.

Güçlü çekirdek kuvveti; Atom çekirdeğindeki parçacıkları bir arada tutar. Şayet güçlü çekirdek kuvveti biraz daha zayıf olsaydı, çok protonlu çekirdek bir arada tutulamayacaktı. Bunun sonucunda da evrende sadece tek protona sahip olan hidrojen atomu bulunacaktı. Eğer güçlü çekirdek kuvveti biraz daha güçlü olsaydı, bu durumda evrende hidrojenin seyrek bulunabilecek olmasının yanı sıra, yaşam için gerekli olan demirden daha ağır elementler de (ağır elementlerin bölünmesiyle oluşanlar elementler) yeterli düzeyde kalamayacaklardı. Her iki halde de yaşam imkânsız olacaktı. Çevremizde oluşan tüm cisimler, bu kuvvetin olağanüstü etkisiyle kararlı ve dengeli durumlarını muhafaza etmektedir. “Atom çekirdeğindeki proton ve elektronlara, atom çekirdeğinde bulundukları için nükleon denilmektedir. Bilim adamları, patlamanın başlamasından sonraki ilk birkaç dakika içerisinde evrendeki hidrojenin yaklaşık %25’inin helyuma dönüştürüldüğünü hesaplamaktadır. Bilim adamları, bu güçlü nükleer kuvvetin biraz daha yoğun olması halinde (ki bunun için santimetrenin trilyonda biri kadar ya da bundan daha az olan bir değişim yeterli olurdu), evrendeki bütün hidrojenin helyuma dönüştürülmüş olacağını söylemektedir. Bu durumda hayatın ortaya çıkması üç nedenden ötürü imkânsız hale gelirdi:

*Suyun oluşumu için hidrojen gereklidir.
*Hidrojen, hayatın oluşumu için gerekli olan protein ve nükleik asitlerin oluşumu için gereklidir.
*Sadece helyuma sahip olan yıldızlar, inanılmaz derecede kısa ömürlüdür ve bunlar bizim sistemimizde hayatın ortaya çıkışı için gerekli olan üç milyarlık süre boyunca aslâ hayatta kalamazlar.

Şayet kuvvetli nükleer güç, santimetrenin trilyonda biri kadar daha güçsüz olsaydı, protonlar atomların çekirdeklerinde bir arada duramayacakları için, hiçbir şey varolamayacaktı. Bu güç sayesinde atomlar biçimlenir ve atomların (ve insanların) atomdan daha küçük parçalara ayrılarak, bir proton, nötron ve elektron yığınına dönüşmesi engellenir.

Zayıf çekirdek kuvveti; Zayıf çekirdek kuvveti, tabiatta mevcut birkaç radyoaktif maddenin çekirdek değişimlerini kontrol altında tutan bir kuvvettir. Evrenin çekirdek birleşmesine uygun sıcaklığa kadar soğuması ile nötronların varlığı, büyük patlamanın ilk birkaç dakikasında oluşan helyum miktarını belirlemiştir. Şayet zayıf çekirdek kuvveti, biraz daha güçlü olsaydı, nötronlar daha kolay bozulacak ve elde daha az miktar da nötron bulunacaktı. Bu nedenle, büyük patlama ile ya hiç yada çok az helyum üretilecekti. Gereken ölçüde helyumun yokluğunda ise, yıldızların içindeki nükleer ocaklarda yaşamı inşâ etmek için gerekli ağır elementler üretilemeyecekti. Öte yandan, parametre az daha küçük olsaydı, büyük patlama hidrojenin büyük çoğunluğunu ya da hepsini helyuma dönüştürecek ve bunu müteakip ise yıldızlar tarafından yapılan ağır elementlerin bolluğundan dolayı, yaşam mümkün olmayacaktı.

Elektromanyetik kuvvet; Bu kuvvet, atomlarda elektronları protonlara bağlar. Elektronların yörünge özellikleri, atomların ne dereceye kadar molekül oluşturmaları için birbirleriyle bağ yapacaklarını belirler. Eğer elektromanyetik kuvvet az daha güçsüz olsaydı, hiçbir elektron, çekirdek etrafındaki yörüngesinde tutunamazdı. Şayet bu kuvvet, daha büyük olsaydı, atomlar elektron yörüngelerini diğer atomlarla paylaşamayacaklardı. Her iki durumda da, moleküller ve bu sebeple de yaşam imkânsız olacaktı.

Kaynak: www.allahinvarligi.com

Categories:

Tags:

No responses yet

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *